Türkler Neden Rusça Öğrenmelidir?

Okuma Süresi: 5 dakika

TÜRKLER NEDEN RUSÇA ÖĞRENMELİDİR?

Türkler ve bu coğrafyada yaşayıp iş yapmak, kendini geliştirmek isteyenler Rusça öğrenmelidir. Peki bu kadar basit mi?

Sebebini aşağıda açıklamadan önce, Dünya’da kabul görmüş uluslararası anadil denilebilecek İngilizce iletişim kurmayı öğrenmediyseniz Rusçadan önce İngilizce öğrenilmesini şiddetle tavsiye ederim. İngilizce her zaman uluslararası dillerin başında gelecektir.

 

Peki neden Arapça, Farsça, Fransızca ya da Yunanca değil de Rusça? Bunun cevabını öğrenmek için günümüze (2022) bakıp önce dünyanın içinden geçmekte olduğu değişim rüzgarına ve bu rüzgârın Türkiye’yi konumlandırdığı yere bakalım.

 

Ülkemiz ikinci dünya savaşından sonra dünyanın ikiye bölünmesi ile (ABD liderliğinde ki batı ve Rusya liderliğinde ki SSCB ve demir perde ülkeleri) seçimini batıdan yana kullandı. Bunun en bariz göstergesi Türkiye’nin NATO’ya girmesi oldu (1952). Bildiğiniz gibi NATO tam olarak SSCB’nin genişlemesine engel olmak ve onu yıkmak için kurulmuş ABD liderliğinde batı merkezli bir kuruluş idi. Türkiye’nin batı blokunu seçmesi tabii ki ticari ilişkilerin de batı ile (özellikle Avrupa) ile gelişmesine yol açtı hatta 1995 yılında Avrupa ile yapılan Gümrük Birliği Anlaşması ile Ticaret Alanında neredeyse Avrupa Birliğinin Birbirleriyle olan yakın ilişkisi düzeyinde bir ilişki elde edildi. Bu durum Ticaretin iyice artmasına sebep olarak Türkiye’yi Avrupa’ya iyice entegre etti.

 

50’li yıllarda Türkiye fakir ve görece güçsüz bir ülke durumunda idi. Ülke yalnız fakirlik ile uğraşmıyor bebek demokrasinin ağlama sancılarını darbelerle ve karışıklıklarla feci şekilde yaşamakta idi. Dert yalnız demokrasiyi tanımak değil bunun yanında birde Osmanlı Devleti döneminde Türk’e verilen görev çiftçilik, hamallık, memurluk ve askerlik olduğu için Osmanlı’da ticareti elinde bulunduran kitle gayrimüslimler idi. 1900’lü yıllarından başından 1950’li yıllara gelindiğinde bu gayrimüslimlerin çoğu ülkeyi terk etmişti. Yani Türkiye Cumhuriyeti’nin sağlam köklü şirketleri henüz yoktu. Daha da kötüsü Türk bakkallıktan başka ticaret bilmediğinden ülke nasıl kalkınacaktı? Tabii yıllar gösterecekti ki Türk gayet iyi ticaret ve sanayi olabiliyormuş…

 

Türkiye güçlü olmayan, daha önemlisi sermayesi olmayan bir 3. Dünya ülkesi idi. Ayakta kalabilmek fabrikalar kurabilmek, yollar inşa edebilmek için batı sermayesine ihtiyaç duyuyordu. Batı için de Türkiye hasta adamın küçük çocuğu olduğu için tehdit teşkil edebilecek düzeyde değildi ve bu durumun korunması gerekiyordu. 50’li yıllardan sonra Yunanistan ile olan çekişmenin körüklenmesinin en önemli sebeplerinden biri budur.

Eminim ki Türk devleti batının üvey evladı olduğu her daim biliyordu ve güçlenmesinin batı için tehdit teşkil edeceği için kesinlikle istenmediği ülkelerin başında geliyordu. Bu durumda Türkiye ‘’ne bizdensin ne değil’’ mantığı ile hem grubun içinde alındı hem de alınmadı. Buna her halde en iyi örnek Türkiye’nin Avrupa Birliğine girme sürecidir.

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinde Türkiye artık batının uydusu olduğu gömleği çıkartmasının vaktinin geldiğini yalnız kapalı toplantılarda değil tüm dünya kamuoyuna bildirmiş bulunmaktadır.

ABD Güçlü Bir Türkiye İstemiyor

 

ABD’nin güçlü bir Türkiye istemediğini aslında sağır sultan bile biliyor ancak bu tezi nasıl hayata geçirdiğini bir kere daha hatırlatmakta fayda var. Türkiye’nin bölünmesi amacı ile kurulmuş çeşitli terör örgütlerinin ABD tarafından desteklendiği bilinen ve reddedilmeyen bir gerçek. ABD son yıllarda Türkiye’ye olan güvenini iyice kaybederek Yunanistan’da (özellikle Dedeağaç Limanında) birçok üs kurdu ve Yunanistan’ın ve Türkiye’nin birbirlerini karşılıklı taciz edebilmeleri için ortam hazırladı. Türk ordusunun Yunan ordusunda birkaç kat daha güçlü olduğu bilinen bir gerçek olduğuna göre Yunanistan’ın desteklenmesi gerekiyordu…

ABD ve Avrupa Birliği Türkiye’nin denizde güçlenmesini önlemek amaçlı Cem Gürdeniz ve Cihat Yaycı hocaların (tabiri hangisi keşfetti bilmiyorum) #mavivatan doktrinine antitez olarak Yunanistan önderliğinde GKRK, İsrail, Mısır, Lübnan gibi ülkeleri kapsayıp Doğu Akdenize en uzun sınırlarından birine sahip olan Türkiye’yi görmezden gelerek Türkiye’yi Antalya körfezine hapsetmek istemektedir. Aynı tehdidi Yunanistan aracılığı ile Adalar Denizinde sürmektedir. Bildiğiniz gibi Doğu Akdeniz’de ki hidrokarbon ve doğalgaz rezervleri Türkiye’nin sırtında ki en büyük ve ölümcül yük olan‘’enerjide dışarıya bağımlı olmak’’ durumundan çıkaracaktır.

ABD Suriye’nin güneyinde Türkiye’nin terör örgütü olarak ve beka sorunu olarak tanımladığı terör örgütü uzantısı yapılaşmayı desteklediği herkesin bildiği bir sırdır.

KKTC’de kurulduğu günden beri batının tehdidi altındadır ve ABD korkusundan hiçbir ülke (şimdilik) KKTC’yi tanımamaktadır. Bu durumunda yakında değişeceğini düşünüyorum.

Kısaca ABD ve Avrupa Birliği Türkiye’ye ‘’Gel bizden ol ama güçsüz kal sana söyleneni yap’’ demeye devam etmekte ancak Türkiye özellikle hain darbe girişiminden sonra bu anlaşmanın tamamen karşısında durmaktadır. ABD ve batı, maalesef, Türkiye’nin zarar görebileceği pek çok yerde Türkiye düşmanlarını beslemektedir. Bu durumda yeni dünya düzeninde Türkiye’nin dayak demeyeceği bir birliğin içinde olması kimseyi şaşırtmamalıdır.

Yahu Rusça ile bunların ne alakası var? Geliyor az kaldı 🙂

 

Türkiye belki de her zaman istediği ancak dillendirmek belli sebeplerden ötürü çekindiği Türk Devletler Teşkilatına artık ilgisini göstermek ve belki de Avrupa Birliğine alternatif olabilecek Türk Devletleri Teşkilatını ‘na yönelmiştir. Peki size bir soru, Türk Devletleri Teşkilatı milletleri ile hangi dilde konuşulmaktadır. Türkçe mi? Bizim bildiğimiz Anadolu Türkçesi mi? Hızlı cevap: HAYIR.

2022’de patlak veren Rusya Savaşı ile Rusya’nın batı ile bağlantısının kesildiği dönemde Türkiye bir aracı ülke olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye yalnız Rusya’yla değil Ukrayna ile de hem günümüzde hem de geçmişte derin iş birliği içindedir. Türkiye savaştan önce de Ukrayna’nın en büyük ticaret ortaklarından biriydi ve savaştan sonra da Türkiye Ukrayna’nın yeniden dizayn edilmesinde büyük katkı sağlayacaktır. Ukrayna halkı Rusça konuşmaktadır.

Türk Devleti ajandasında Balkanlarda etkinliği artırmak vardır. Siyaset ticaretin gelişmesinde en büyük etkendir. Balkanlara bakalım: Bulgaristan, Romanya ve Eski Yugoslavya Ülkeleri. Bu ülkelerin hepsi Varşova Paktında idi ve çoğunun dili Kiril Alfabesinden gelmekte ve Rusça konuşulma oranının yüksek olduğu memleketlerdir.

Türk İş insanı ya da Şirketi Rusça konuşmalı ve Rusça Konuşulan Ülkelerde Etkinlik Artırmalıdır

 

Türki Cumhuriyetler ile her geçen gün yakınlaşmaktayız. Türki Cumhuriyetler SSCB’nin dağılmasından sonra Rusya’ya hala çok bağımlı olsalarda, bu duygusal bir bağ değildir. Türki Cumhuriyetlerinden en önemlisi Kazakistan, Rusya ile arasına set çekmek için çeşitli denemeler yapmaktadır. Buna Ukrayna savaşını kınaması iyi bir örnektir. Bu Türki Cumhuriyetler maalesef bizim konuştuğumuz Türkçe’yi konuşmuyorlar. Yani buradan çıkıp örneğin Özbekistan’a gittiğinizde Anadolu Türkçe’si ile sokakta insanlarla kucaklaşamayacaksınız. Muhtemelen halkın çoğu İngilizce’de bilmiyor olacak. Ancak Rusça bildiğiniz takdirde Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan, Kazaksitan, Özbekistan gibi soydaş ülkelerde rahatça gezinebilip iş fırsatlarını yakalayabileceksiniz. Bu bölgelerde etkinliği artırmak için Rusça bilinmesi şarttır. İletişim kuvvetli olmadan ne soydaşlar birbirini tanıyabilir ne de iş potansiyelleri ortaya çıkabilir. Önünüze Rusça yazılmış bir teklif talebi düşdüğünü düşünün. İlk düşünceniz ne oluyor? Derhal o kağıda bakmayı bırakmak değil mi? Çünkü anlamadığınız için hoşunuza gitmiyor. Evet bende çok yaşadım! Rusça bilmediğim için birçok fırsatın elimden kayıp gittiğini tecrübe ettim.

Batı Rusya’ya kapılarını kapattı için Rusya’nın Türkiye ile olan ticari ilişkisi gün geçtikçe artacak. Bu yazıyı okuyan iş çevrelerinde ki kişiler iyi biliyor ki son zamanda Rusya’dan gelen talepler arttı ve gün geçtikçe artmaktadır.

Ruslar günümüzde Antalya’da sıklaşmış durumda ve bu durumdan kimse memnuniyetsiz değil. Şimdi elinize bir Türkiye haritası alın ve Güney sahillerine bakın. Akdeniz’den Ege’ye sıcak denizlerimize Ruslar ve Ukraynalılar gelecekler, yerleşecekler, bu bölgelerin kalkınmalarına katkı sağlayacaklar. Rusları, eğitimsiz kimi mültecilerle karıştırmayın. Bunlar eğitimli, ülkenin belki savunma sanayi, teknoloji, medical, turizm gibi sektörlerini aklımın bile almayacağı şekilde geliştirebilecek bilgi birikimine sahip insanlardır. ABD, Avrupa her zaman kapasiteli insanların kendi ülkelerinde ikamet etmesini sağlamaya çalışır. Bizim de ırkçı düşünceden sıyrılıp KAPASİTELİ ve ÜLKEYE KATMA DEĞER SAĞLAYACAK göçmenleri bu vatana almamız gerekir. Burada Rusçuluk asla yapmıyorum. Rusçuluk yapacak kadar Rusları tanımıyorum bile. Suriyeli de , Afgan da olsa, Arap, Kürt’te olsa, Ermeni de olsa, bu gelen kişiler Türkiye’nin gelişmesine katkı sağlayacak eğitimli ve kapasiteli ve tabii ki Türkiye’nin toprak bütünlüğü ile derdi olmayan kişilerse buyursunlar gelsinler diye düşünürüm. Şu an ki rüzgar savaşın olduğu Rusya ve Ukrayna’dan insanların göçmesine sebep oluyor.

Türkiye’nin Toprak Bütünlüğü ve Çıkarları Her Şeyden Önemlidir

Rusya’ya sırtımızı dayayalım asla demiyorum. Tarihe baktığımızda Rusya’nın Osmanlı’dan toprak ala ala, Balkanları karıştırıp Yunanlılar, Bulgarlar gibi kültürklerin Osmanlı’ya karşı ayaklanmasında büyük katıları olmuştur. Rusların Türkistan’ı işgal ederek devasa bir güce eriştiğini rahatça gözlemleyebiliriz. Ruslar aynı zamanda Türkiye kurtuluş savaşında bize yardım etmiş bir millettir. Ülkeler doğal olarak çıkarları ne ise ona göre hareket etmektedir. Yeni dünya düzeninde Türkiye batının uydusu olmayacağını icraatları ile haykırmaktadır. Türkiye’nin çıkardan öte Soydaşları ile bütünleşmesi, çıkarları doğrultusunda Ruslarla dostluk pekiştirmesi gerektiğini düşünüyorum. Peki Türkiye ABD ve AB’ye kafa tutabilecek güçte midir? İşte burada gerçek bir soru ortaya çıkıyor. Türkiye’nin bütünlüğünü korumak için müttefiklere ihtiyacı vardır. Bu müttefiklerde Türki Cumhruriyetler ve Rusya’dır.

 

Rusça işte bu yüzden uluslararasılaşmamız için bizim için elzem bir dil haline gelmiştir. Ben şahsen yakın zamanda Rusça derslerine başladım. Üç ay boyunca yoğun Rusça öğrenimi dönemim olacak. Bu yoldan ayrılmamak için pek çok sebebim var. Bakalım süreç benim özelimde nasıl ilerleyecek.

Bir sonra ki yazıma dek bilinç, bilgi, birlik ile…

 

 

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer