Midilli Seyahati Notlarım II

Okuma Süresi: 12 dakika

Midilli Seyahati Notlarım II

Not: Midilli Seyahati Notlarım I başlıklı yazımı okumadıysanız önce onu okumanızı tavsiye ederim. Yazıya buradan ulaşabilirsiniz.

Midilli Feribotuna Varış

Aileye kavuşmak her zaman güzeldir. Birde beraber tatile gitmek, yeri yerler görmek özlem ve sevgiyi katlar. Düşünün normalde aileyi görmeye eve gidersiniz. Orada direk ev moduna geçer odanıza gider yatar yemeğe iner muhabbet eder sonra mahalle arkadaşlarınızı görürsünüz. Ancak tatile çıktınız mı daha fazla vakit geçirir, ailenizin başka hallerine tanık olma fırsatını yakalar onları daha iyi tanırsınız. Tatil demek anı demektir. Aile ile çıkılmış tatilde biriken anılar insan için mücevherden daha değerlidir. Biz faniler günü gelip bu dünyadan göçeceğiz ancak anılarda kalacak sevdiklerimizi mutlu etmeye devam edeceğiz…

 

Annem Gonca, babam Hüsnü Kemal, kardeşim Yonca ve yeğenim Ali ile feribotta buluştuk. Özlem giderip sohbet ettik. Yolculuk bir saat kırk dakika sürecekti. Hepimizde yeni bir şehir tanımanın heyecanı vardı. Daha önce, uzun yıllar önce beraber Avrupa seyahati yapmıştık. O dönemde ben 9 10 yaşında, Oğuz 4 5 yaşında, Yonca 11 12 yaşındaydı. Ali’nin ise dünyaya düşmeye daha zamanı vardı 🙂 O tatil de çok keyifliydi. Yaşım küçük olduğu için pek bir şey hatırlamıyorum. Ancak eminim o bir aylık uzun tatilde tüm Avrupa’yı dolanırken bilinç dışlarımıza birçok bilgi giriş yapmıştır. Aradan 20 seneden fazla geçti ve şu an iki günlük kısacık da olsa yine beraber tatile çıkıyorduk. Bu tatilin her saniyesinin çok değerli olduğunu farkındaydım.

Yonca ve Ali

 

Midilliye adası göründü. O sırada aşağıda arabanın yanında babamla sohbetteydik. İnsanlar önden inmek için pozisyon alıyordu. Babama önden ineceğimi söyleyip yanında ayrıldım. Babam aile reisi olarak aileyi toplamalı ve tabi arabayı çıkartmalıydı. Adaya varıp kapı açılınca feribottan ilk inenlerden oldum. Elbette ata sporu önden geçiş yapmak için hemşerilerim ile birlikte gümrük kapısına doğru koşmaya başladım.

 

Midilli Adasında Birinci Gün

Midilliye girdim. Bizimkilerin çıkmasının zaman alacağını kestiriyordum. Feribot boşalacak, sıra bekleyeceklerdi. Feribot limanının olduğu yer zaten şehir merkezi idi. İçeri adımımı attığım gibi tabana kuvvet yürümeye başladım. Yunan bayrakları, Yunan alfabesi ile çevre, Yunan araba plakaları, uzaktan görünün kilise kubbesi… Evet yurt dışında olmak her zaman güzeldi.

Midilli Adasına İlk Bakış

 

 

Hemen yürümeye koyuldum ve yaklaşık bir saat dolandıktan sonra limana doğru bizimkilerle buluşmak için döndüm. O sırada bizimkiler içeri girmiş ancak araba henüz çıkmamıştı. Babamla arabayı çıkartmak için yetkiliye ulaştık. Yetkili hemen Türkçe bir iki kelime söyledi. Elbette adada karşılaştığımız çoğu kişi birkaç kelime Türkçe biliyor olacaktı. Bu durum benim de ‘’survive’’ edecek kadar Yunanca öğrenmek isteme arzusuna sahip olmama sebep olacaktı. Tabii Yunancayı birde felsefe, mitoloji, Pisagor numerolojisi öğrenmek için de öğrenmeyi arzuluyorum. O başka bir konu. Otel şehrin öbür tarafında Molyvos (Mythimna) kasabasında idi. Arabayla 1 saat yol kadar yol aldıktan sonra Delfinia isimli otele vardık. Yolda güneş, Midilli adasının engebeli ve bol yeşilli çoğrafyası ilgimi çekti.

 

Midilli Adasından Bir Kare

 

Yolda buradaki insanların ne şekilde geçindiklerini düşündüm. Acaba tarım var mıydı? Coğrafya pek tarıma elverişli durmuyordu. Hayvancılık mı vardı? Yoksa yalnız turizm miydi gelir kapıları? Yollarda hep yol üstünde bırakılmış arabalar da dikkatimi çekmişti. Sanki kaza yapılmış arabaları bırakıp terk etmişler hissiyatı oluşturuyordu. Bir de tabii yol kenarlarında duran minyatür mabet tarzı yapıları görüyordum. Daha önce Yunanistan ana karasında dolandığımız bir vakit bir arkadaşım bu yapıların tam o yapının olduğu bölgede kaza sonucu yaşamını yitiren insanların anısına dikildiğini söylemişti. Hem bu şekilde insanlar orada kaza yaşandığını bilip daha dikkatli araç kullanırlardı. İşte zaten bu küçük farklar değil miydi başka memleketleri gezme sebebimiz?

 

Delfinia Otel Cennetten kopmuş bir parça gibi idi. Doğa yeşili, açık deniz ve mavi renk, tepede tüm dünyayı iyi kötü fark etmeksizin ısısı ile besleyen güneş ve sevdiklerim… Otel 80’lerden kalma ancak tertemiz bir yere benziyordu.

Delfinia Otel girişi. Otel kesinlikle doğru tercih

 

İçeri girdiğimizde mobilyalar, otelin yapısı, resepsiyonda ki kartpostallar ve tabii ki otelinde efsane manzaraları ile nostaljik bir hava katıyordu.

Otel Resepsiyonunda Molyvos (Mythimna) hakkında fikir sahibi olmak için bir yazı

 

Türkiye’de böyle otel kalmış mıdır? Otel personeli bizi güler yüzle karşıladı. Oğuzla ben bir odada, Yonca ile Ali bir odada ve babam ile annem bir odada kalacaktık. Oğuzla odaya geçtik. Kısacak dinlenme ve oteli gözlemlemeden sonra karnımızı doyurmak için ailecek otelden ayrıldık. Bu arada biz kendi arabamızla geldik, size de bunu tavsiye edebilirim. Kendi arabanız yok ya da almak istemezseniz adadan araba kiralayabilirsiniz. Dönüşte bir hanım efende günlük 60 euro’ya araba kiraladığnı söyleyecekti. Ada büyük ve gezilecek yerler birbirinden uzak olduğu için araç Midilli’yi gezmek için şarttır diye düşünüyorum.

 

Yemek yemek için Molyvos kasabasında denize nazır The Octopus Restaurant ‘a geldik.

Ali, Annem, Babam The Octopus Restourant’tan bir kare

 

Yemekten sonra yine aynı kasabada bulunan Molyvos Kalesine çıktık.

 

Molyvos Kalesi Uzaktan Görünüm

 

Kalenin içine giremedik çünkü kapalıydı. Kalenin etrafında dolanırken eski zamanlarda adada yaşan insanları düşündüm. Savaş zamanı bu kalenin içine kaçıyor olmalıydılar. Taştan kale onları korsanlarda yağmacılardan koruyor olmalıydı. Eski zamanlarda yaşamak enteresan olabilirdi. Deniz mavi cennet gibi gözükse de, her an ada işgale uğrayabilirdi değil mi? Kalenin üstünde Osmanlıca olduğunu düşündüğüm bir yazı ile karşılaştık. Keşke Osmanlıca bilseydim diye düşündüm. Baktığınız zaman her ne kadar latin alfabesine geçmemiz bizim için çok yararlı olsa da, Osmanlı alfabesi de bize öğretilse fena mı olurdu?

 

Molyvos Kalesi Çevresi
Molyvos Kalesi Çevresi

  Kale turundan sonra kalenin altında ki evlerin çevresinde gezindik. Bu bölgeye ev ister miyim diye düşündüm. Muhtemelen Türkiye’de ki ev fiyatlarından daha uygun olmalıydı. Acaba bu bölgede başka Türklerin evi var mıydı? Yöre halkı yabancıları komşu olarak görmek istiyor muydu? Kasabaların genelinde taş ve eğimli yollar söz konusu idi. Sağlığı yerinde olmayan, yürümekte zorlanan insanlar için uygun bir yaşam biçimi değildi. Ancak tersi durumda insanı keçi gibi güçlü yapabilirdi bu yer yapısı. Arabalar için ise köylerin bazı sokakları sıkıntılı olabiliyordu. Dar yollar insanı bezdirebilirdi. Ancak köyler arası ulaşım için sağlam asfalt döküldüğü için bir sıkıntı yaşamadık.

Sizce Fotoğrafı Kim Çekti? Evet Ali Gezi Boyunca çok güzel kareler aldı

 

Otele gidip akşam yemeği öncesi dinlenmeye çekildik. Bira ve kitap ile vaktimi değerlendirdim. İşlere bir iki gün bakmayacağıma dair kendime söz vermiştim. Bu güzel havayı, zihnimi ferahlatmaya adayacaktım. Hatta otelde kaldığım süre bir hayal kurdum. Bu otele kendimi kapatsam da bir süreliğine bir şeyler yazsam. Kendi kendimi dinlesem diye…

 

Ünlü Yunan Birası Mythos, bizim Efes gibi düşünebilirsinz. Ve bir arkadaşımın Hermes Metinler ve Çalışmalar isimli okumam için verdiği kitap

 

Yonca akşam yemeği için müthiş Molyvos kasabasında Gatos isimli terasından deniz manzarası olan restorana götürdü. Terastan gün batımını izlerken nedense alkıma Kuşadasında ki gün batımları geldi. Kuşadası’nda da güneş cuk diye denize düşüyordu.

Gatos Restaurant Gün Batımı

Güneş batarken ki hüznü Ouzo ile keyiflendirip anın tadını çıkarttık. Tatil yemek içmek şehir tanımak sohbet etmek için vardı zaten değil mi? Yunan restoranı menüsü, mezeler salatalar, pişmiş peynirler ile bizim Ege kültürünün aynısı idi. Ancak bu adadaki fark yiyeceklerin tazeliğini ve tadının bizim orada ki çoğu restorandan daha iyi olmasıydı. Her şey organik değildi, zaten ada başlı başına organik olmalıydı! Domatesin bile tadı farklıydı. Zeytinleri, cacıkları her şeyi ile çok tatmin edici yemekler yedik. Yemek fiyatları ise Türkiye’den daha uygundu. Her yemekte alkol içildiği, masanın zengin olduğunu, ara sıcak ve balık yendiğini toplam 6 kişi olduğumuzu (evet Ali de tam insan kadar hatta daha fazla yemektedir J ) düşünürsek ortalama 110euro hesap ödediğimizi söyleyebilirim. Bu rakam Türkiye’de iki katı olurdu her halde.

Molyvos Gatos Restaurant Girişi

 

Midilli Adasında İkinci Gün

Delfinia Otel’in Kahvaltı alanı Teras Manzarası

 

Delfinia Otelin efsane bir kahvaltısı olduğu söylemeliyim. Müthiş manzaralı otel terasında özellikle elmalı tartını çok beğendim ve güler yüzlü otel personeli beni ayrıca memnun etti. Kahvaltı çok kalabalık değildi. Kahvaltımızı yaptık ve otelin mülkü olan hafif ormanlık alandan sahile indik. Herkes kafasına göre takıldı. Denize girmedik ancak girilecek bir hava vardı. Sahilde bir süre geçirdikten sonra otelden ayrılıp önce Sykaminia (Sykamineas ) köyüne ve sonra Vatoussa bölgesine geçtik. Bu bölgelerde ki kısa tecrübeli aşağıda açtığım ‘’Komşuyu Daha İyi Tanımak için Üç Kısa Durum’’ başlığında paylaştım.

Vatoussa Sahili

 

Sykaminia(Sykamineas ) Köyü

 

Vatoussa bölgesinde ki yemek beklediğimizden uzun sürdü. Herkesin keyfi yerindeydi. Ben içki içmediğim için arabayı kullandım, oradan Petra kasabasına geçtik. Kasaba denize sıfırdı ve bana Çeşme Çiftlikköy’ü andırdı. Arabayı park edip kiliseye yürüdük. Dik merdivenleri tırmanıp manzarayı izledik. Ardından güneşi batırmak için sahilde bir kokteyl barda oturduk. Güneş deniz düşüp hava kararmaya başladığı zaman oradan kalkıp otele doğru geçtik. Otelde çok vakit geçirmeden akşam yemeğine doğru yol aldık. ‘

 

 

 

Petra Kalesi

 

 

’The Octopus Restaurant’ı’’ çok beğendiğimiz için yine oraya gitmeye karar verdik. Kasabada yan yana dizilmiş restoranlarda hep Türkler olduğunu gözlemledim. Bir gün önce bu kadar kalabalık değildi. Her halde insanlar bayramın ilk gününü aile ziyaretleri ile geçirdi ikinci günü buraya geldi diye düşündüm. Zaten otel resepsiyonunda ki hanımefendi de bir Türk grubunun geleceğini söylemişti. Son gecemizin yemeğini yerken bu ada gezme işinin çok iyi olduğu konusunda hepimiz hem fikir olduk. Daha fazla gezmeliydik yazın vuku bulacak bayramda yine bir Yunan adasına gitmeyi ve Ağustos ayında ki Sakız Adası Koşusuna katılmak için Sakız adasına gitmeyi konuştuk. Hatta babam ve annem yılda bir kere Midilli adasına gelmeye karar verdiklerini söylediler. Her sene 10 gün bu otelde kalma fikri ortaya çıkmıştı. Bu fikirler o anlık gazla mı verildi yoksa biz gerçekten adaları çok mu sevdik bunu zaman gösterecek ancak ben bu şansa sahip olduğum için planın ortaya çıkması ve oluşturulmasını sağlayan Yonca’ya, planı finansa eden babama ve diğer tüm aile bireylerine ve tanrıya teşekkür ettim. Benim için çok özel bir tatil olmuştu. Diğerleri içinde aynı durum söz konusu gibi gözüküyordu.

Midilli Adasında Üçüncü Gün

 

Otel dolmuştu. Kahvaltıda sıra vardı. Müşterilerin çoğu Türktü. Kahvaltıda genelde 14 Mayıs 2023 tarihinde vuku bulacak seçim konuşuluyor, ülke ekonomisi tartışılıyordu. Güzel kahvaltıyı yapıp ve tabii ki elmalı tartımı yedikten sonra odaya çıkıp toparlandık ve check out yapmak için resepsiyona geldik. Resepsiyonist hanımefendiye müthiş konukseverlik için teşekkür ettik ve ailemizin tekrar buraya gelmek istediğini söyledik. Eylül ayında gelmemizi önerdi. Ben değil ancak annem babam tekrar gelmesi planladılar.

Petra Kalesinden Manzara Fotoğrafı

 

Otelden ayrılıp feribot kalkana kadar vaktimizi geçireceğimiz Midilli merkeze geçtik. Midilli merkezin bir kısmında şehir hayatını hissettim. Bizim otelin bulunduğu yer ise insanı ortaçağa götüren bir bölümdü. O tarafı daha çok sevmiştim. Merkezde dolandık, alışveriş yaptık yemek yedik.

 

Günlerden Cumartesi idi. Öğle yemeğinden sonra yine bir şeyler alalım diye dolanırken bir baktık ki tüm mağazalar kapıya kilit vurup çıkmış. Ara sokaklardan ise Yunan müziği eşliğinden insanların dans edip keyifli vakit geçirdiğini görüyordum. Siesta vakti sandım ancak yemek yediğimiz yerde ki kadına dönüş sorduğumda tüm mağazaların öğlen kapatıp ancak Pazartesi açtığını söyledi. Yunanlar asıl müşterinin geleceği hafta sonları kapıya kilit vurup gidiyorlardı. Restoran, cafe ve barlar açıktı ancak tüm hediyelikçiler, mağazalar her yer kapatmıştı. Kapitalizm burayı vurmamış diye geçirdim içimden.

Mitilini Midilli’de bir duvar sanatı

 

Saat 18:00’de feribotumuz kalktı. Ve tam bir saat kırk dakika sonra kısa seyahatimizden memleketimize döndük. Cunda adası da çok hoş gözüküyordu. Ben yine, bu sefer yanıma Oğuzu da alıp en önden çıkıp koşarak en ön safhada yer aldım J Orada hemşerilerimin bu tebessüm ettirici kültürünü düşünürken enteresan bir şey oldu. Gümrük kapısına vardığımızda güvenlik görevlisi koşan insanları görüp ‘’bu ne heyecan sakin’’ dedi gülerek. Bende kendisine sordum. ‘’ee zaten hep böyle olmuyor mu?’’. Güvenlik görevlisi ‘’Hayır, insanlar normalde yürüyerek geliyor.’’ dedi. Bu gerçekten enteresan diye düşündüm…  Gümrük kapısından hızlıca girip hemen yakında ki sokağa bıraktığım arabama atladım ve İstanbul’un yolunu tuttum…

 

 

Memlekete Dönüş

 

 

Komşuyu Daha İyi Tanımak için Üç Kısa Durum

 

Ben çocukken farklıydı. Ya da en azından ben ve çevrem farklı görüyordu. Türkiye hala bakir bir ülkeydi. Kapitalizm henüz bu kadar nüfus etmemişti topluma ve birey davranışlarına. Yanlış anlamayın ben kapitalizmi severim. Ancak Avrupa’ya nazaran Türkiye bir şeyler daha teslim etmiş olabilir para karşılığında. En son Sırbistan’a gittiğimde Türkiye’nin çocukluğumda ki halini görmüş ANCAK bu beni hüzünlendirmemiş ya da eskiye çağrı mesajı almamı pek sağlamamış onun yerine gelişmemiş dememe sebep olmuştu. Elbette gelişmemenin en büyük getirisi etlerinin tadının müthiş olmasıydı; anlayana…

 

Neyse konumuza dönecek olursak ben bu Midilli seyahatinde komşu Yunan halkının bir özelliğini tanıdım ve bu özelliği kavramama sebep olan üç kısa durumu anlatmak isterim.

 

İkinci günün sabahında kahvaltıdan sonra Sykaminia köyüne doğru yola çıktık. Köy maksimum 15 haneden oluşan bir yerdi. Arabayı meydana park ettik ve meydanda ki kıraathaneye girerken dışarıda oturan dayılara selam verip bir gün önce Yonca’nın sözünü dondurma alma sözünü durmadan hatırlatan yeğen Ali’ye dondurma aldık. Meydandan gözüken kiliseye doğru yürüdük. Kiliseye doğru ilerlerken bir cafe-market diyebileceğim bir yerin önünden geçerken, önünde ki masalarda oturan üç işçiye selam verdim. Adamlar Ouzo içmekte ve sohbet etmekteydiler. Kiliseye doğru ilerledim ve birkaç foto çektim. Bu arada Midilli’de ki kiliselerin, Ortodoks kültürü olduğunu için mi başka sebepten mi bilinmez, kapılarının kapalı olduğunu gözlemledim. Örneğin Orta Avrupa’da Almanya’da herhangi bir kiliseye anında adım atabilirsiniz diye gözlemlemiştim. Belki de büyük şehirlerde dolandım diyedir bilmiyorum. Kilise bahçesinden ayrılıp az önce önünden geçmiş olduğumuz cafe’ye geçtik ve içeride duran tontik teyze’ye buzlu kahve sipariş verip oturduk. Ali koşturuken babam ‘’yavaş yavaş’’ koş dediğinde adamlardan biri Türkçe kelimeyi anladı ve ‘’pagi pagi’’ bir şey söyleyerek Yunanca’da o anlama geldiğini belirtti.  Anın tadını çıkartıp acele etmeden yavaş yavaş kahveleri içip sohbet ederken, tontik teyze yanımıza geldi ve kahvelerin yanda oturan adamlar tarafından bize ısmarlandığını söyledi. Mahcubiyet ve memnuniyetle kabul ettik zaten aksi yakışı kalmazdı. Hemen Google amca’dan translate edip Yunanca çok teşekkürler demek olan ‘’efcharistó poly’’ (okuşunun yazılışı) dedik ve epey zorda olsa muhabbet etmeye çalıştık. Bir tanesinin aslen Arnavut olduğunu ve Türkiye’de Çanakkale, İzmir ve Ayvalık’ı gezdiğini anladım. Babam tabii ‘’karşılıklılık ilkesince’’ hemen kendilerine bir kişe Ouzo ısmarladı. Adamlar yalnız babam ile birlikte içerlerse kabul edebileceklerini tonton teyze aracılığı ile söylediler. Babam nazikçe reddetti ancak akşam içerken onları anacağını söyledi. Kahveler bitirip üç adama selamımızı verip köyden ayrıldık…

 

Sykaminia Köyü Babam ve Köylüler

 

Yonca her zaman ki gibi nerelere gidip nerede yemek yememiz gerektiği konusunda nokta atışı yapıyordu. Midilli’ye gelmeden önce gezi bloglarını gezmiş onun sayesinde nokta atış yapabiliyordu. Bir yere gitmeden yarım saatte olsa blogları gezmek nerde ne yapılırı öğrenmek lazım. Bu şekilde zamanı en iyi şekilde değerlendirebiliriz. Bir sahil kasabası olan ve bana Seferihisar’ı andıran Vatoussa kasabasına geldik. Bu kasabada daha fazla ev vardı belli ki insanların yazlıklarıydı. İnsan da daha fazlaydı. Sahilde bir deniz mahsülü restoranına oturduk ve Yonca hepimiz adına siparişleri verdi. Deniz kum ve güneş ve tabii ki ailenin birlikte olmasının verdiği cennette olma hissi ile mezeler yiyip içeceklerimizi içip sohbet ederken, yemekleri getiren hanımefendi kaza ile Oğuz’un üzerine zeytinyağı döktü. Oğuz durumu pek önemsemedi ve duruşunu korudu. Ancak kadın belli ki duruma çok üzüldü. Bir şey olmadığını söylememize rağmen kadın hemen gidip içerden temizlik için sünger ve bir madde getirdi. Oğuz gerçekten gerek olmadığını söyledi. Hatta kadının üzüntüsünü görünce ben de araya girip ‘’zaten buradan kalkıp otele gideceğiz pantolonu değiştirir’’ dememe rağmen kadın hatayı telafi etme çabasına girdi. Hayatında ilk defa böyle bir durum ile karşılaştığını söyledi. Söylemleri ve yanan ufacık hatanın bu kadar üzüntüyle karşılanmasını enteresan bir olay olarak karşıladım. Acaba Türkiye’de yaşansa ne gibi bir çözüm olurdu? Kadın gitti ve kısa süre sonra mekanın sahibi elinde iki Mythos bira ve bir şişe Ouzo ile birlikte yanımıza gelip içkileri masaya koydu. Az önce yaşanan aksilik için özür diledi ve bu içeceklerin hediye olduğunu söyledi…

Teyzeden Hediye Reçel

 

Dönüş vakti gelmişti. Feribotun kalkacağı şehir merkezinin de olduğu Midilli çarşısında dolanırken bize Midilliyi hatırlatacak bir şeyler satın almak için gezerken Yonca ve annem bir aksesuarcı teyzenin dükkanında durdu. 80 yaşlarında güler yüzlü bir kadınla tanıştılar. Yonca ve annem kadın iyi anlaştılar. Sohbet ederlerken kadının annesinin İzmirli ve babasının Ayvalıklı olduğunu öğrendiler. Yonca bir iki şey aldı. Tam teşekkür edip dükkandan ayrılacakken kadın bir saniye durun dedi ve içeride odaya gidip elinde bir kavanoz ile geri geldi. Kavanozun içinde tahminim kayısı reçeli vardı. Kadın bu reçeli kendi bahçesinde yaptığını söyledi ve Yonca’ya hediye etti.

 

Komşunun güler yüzlü ve iyi niyetli insanlardan oluştuğunu düşündüm. Bu insanları mutlu gördüm. Bu mutluluklarının sebebi siesta mıydı yoksa adada yaşamaları mı yoksa yaşam biçimleri dünyaya bakış açıları mı? Türkiye’nin özellikle Ege’nin havası suyu bu memleket ile aynı. Haliyle birbirimize benziyoruz da… Peki biz de onlar gibi mutlu muyuz?

 

bilinç, bilgi, birlik ile…

 

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer