30.09.22
Buraya herkesin bir amaç uğruna gelmiş olduğuna inanırım. Yani dünyaya… Bu inancı reklamlar sayesinde mi, iç görüyle mi, mitolojiyle mi elde ettiğimi bilemeyeceğim. Ancak emin olduğum şey o ki insan bir amaca sahip olduğu vakit günü amaçsızınkinden daha iyi, daha verimli, daha mutlu geçiriyor. Yani dünyaya bir amaç için gelmediğimiz senaryosunda da bir amaca sahip olmalıyız. Bence geldik. Dünya çoğu zaman bana mükemmel bir kaos olarak gözükür. En olmayacak şey, tam olması gerektiği anda olur. Beklenmeyen bir haber en mükemmel zamanda gelir. Çoğu zaman önümüzdeki projede zamana kadar karşı yarışılır. Sanki olması gereken şeyler olması gerektiği anda oluyor gibi gözüküyor. Bu inanç ile Tanrıya inanmak çok daha kolaylaşıyor ve tanrı inancı insana huzur veriyor. Bana kalırsa tanrı inancı insanın kodlarında var.
Dünyada pek çok adaletsizlik var, pek çok kötülük var ve çoğu zaman kaybedenler iyi insanlar olarak gözüküyor. Kötülükler acaba tanrı böyle mi istedi yoksa tanrı iyi değil mi sorusunu ortaya çıkartabiliyor? Bana kalırsa tanrı ne iyi ne kötüdür. Kimi zaman kötü olmak çekici gibi gelebiliyor. Başarı, şöhret ve para için… Şu an için kötünün hızlı edinim yaşarken iyinin sabretmesin gerektiğini düşünüyorum. İyi sabrettiği için bu uzun dönemde kaybeden olarak gözükebiliyor. Sonuca bakmak lazım. Peki sonuç ne zaman belli olur?
Doğada net kanunlar olduğunu düşünmüyorum. Fizik kanunları bile değişebiliyor. Bir insan bu kesindir dediği vakit sanki kendi kuyusunu kazıyor. En zeki adam bile yanlış sonuçlara ulaşabiliyor. Bu o an anlaşılmasa da yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Gerçek diye bir şey olmayabilir. İnsan öğrendikçe yeni gerçekliklerle karşılaşıyor olabilir. Zihin dünyasında uçuşa geçerken fiziki dünyada hareket edemediğim yıllar yaşadım. Üzgünüm ama ‘’hayal et olsun’’ kadar kolay olmuyor. Aklıma gelmişken Mevlana’yı içten içe hiç sevemememin sebebini yakın zamanda öğrenmiş oldum. Türklere karşı Moğol istilasını savundu ve Nasreddin Hoca’nın ölümüne ön ayak oldu. Bu bilgiler belki gerçeği yansıtmıyordur ancak ben Mevlana’yı sevemeyeceğim. Daha doğrusu sevmemeyi seçiyorum. Ha, sevenlere karşı değilim, saygı duyarım.
Ray Dalio’nun ‘’Prensipler’’ (Principles) isimli kitabını okurken kendisi insanın kendinden üst bir kimliği seçmesi gerektiğini söyler. Dinin olabilir, futbol takımın olabilir, bilim olabilir, ilüminati olabilir, ırkın olabilir, evrenin olabilir. Her şey olabilir. Yeter ki çapından büyük, başka insanlarında da üst kimliği olan bir grup olsun. Vatanseverlikten kurtulmaya çok çalıştım ancak insan bir yerde kendini değiştiremiyor. Daha büyük fikirler olabileceğini düşündüm ancak arayıp da bulamadım. Bence kişi vatansever olarak iyi bir üst kimlik belirler. Çünkü devlet insanın, ailesini, canını, malını korur. Irkçılık aşağılıktır ancak milliyetçilik saygındır. Devlet, düzen sağlar. Kültür ile insanları bir arada yaşamaya ikna eder. İyi insan vatansever olmalıdır ve onu koruyan devleti varlığını koruması için elinden geleni yapmalıdır.
**Ray Dalio’nun Prensipler kitabından bir kesiti ele aldığım youtube videoma buradan ulaşabilirsiniz.
Erken yaşta kitaplar yazmam gerektiği bilincine vardım. Buna sebep olan iki etken vardı. Birincisi kendimi insanlara yazı yoluyla daha iyi anlattığımı fark etmemdi İkincisi 20’li yaşların başında acı ile delilik arasında gidip gelen birkaç sene yaşamam ile bunlardan kurtulmak için insanlara dertlerimi haykırsam da en yakınlarıma bile anlatamamış olmamdan kaynaklandı. İnsan insanı kendine dokunana kadar anlar. Çoğu zaman tam olarak anlamaz. Neden insan kendini anlatmak ister ki insan? Bir gün 20 30 kişilik bir yoga kampında Trabzonlu bir müteahhit tanıştım. Evet klişeler yıkılmıştı. Trabzonlu atarlı müteahhit, yoga salonunda esneme yapıyordu. Bu elemanın genel olarak tavırlarını pek sevmesem de bana enteresan bir şey söylemişti.
Öncesinde yaşanana kısaca değineyim. Yoga hocası derslerinden birinde felsefi bir sohbet yapmaktaydı. Soru cevap olarak ilerliyorduk. O dönemde bir film çekme planım söz konusuydu ancak bana arka çıkacak kimseyi bulamıyordum. Daha önce ki yönetmenlik tecrübemde de üzerimde ‘’projeme inanılmadığına dair’’ bir yanılgı oluşmuştu. İşte o an hocaya sordum ‘’İnsanları nasıl projeme destek olmaya ikna edebilirim’’. Hocanın ne dediğini hatırlamıyorum ancak bu müteahhit akşam grup olarak çay içerken bana ‘’İnsanları bir şeye inandırman gerektiğine inanmıyorum, bence bu saçma bir şey’’ diye söyledi. ‘’Sadece devam et’’ bu cümleyi şu an ben ekledim. Kendisi Alaşehir’de ki en büyük binalardan birini inşa etmekteydi o dönemde. Kendisinin ne şekilde şu an ki konuma geldiğini bilemeyeceğim. İşin aslı kendi eliyle yazdığı biyografiyi bile okusan tam olarak oraya nasıl geldiğini bilemezdim. Çünkü kendi de bilemez… Ancak çoğu zaman devam etmeyiz değil mi? Evet çoğu zaman devam etmeyiz.
Daha çocuktum. Başarılı olmak istediğimi biliyordum. Belki de daha o yaşta birçok başarısızlık yaşadım diyeydi… Başarı için kitaplar okuyordum. Maddi başarı bana makul gözüktü. Donald Trump daha ülkemizde peki bilinmezken daha lisede ‘’Büyük Düşün’’ kitabını birkaç kere okumuştum. Ve diğerlerini… O dönemden beri kazanan insanların nasıl gerçekten fark yarattığını anlamaya çalıştım. Çok okudum, çok izledim. Hayatımda riskler aldım, yerimde durmadan belli süre ilerledim ancak henüz istediğim yere gelmiş değilim. Okumak asla yeterli değil, aksiyon almak da her zaman işe yaramayabiliyor. Zenginliğin tabii ki çok çalışmak ile ilişkini var. Ancak talihin de önemli bir yer tuttuğuna inanıyorum. Görüşüne göre talih risk alanları ve pes etmeyenleri seviyor. Yetmez, başka şeyler de var. Mesela doğru şeye odaklanmak ve kesinlikle başkasının hayalleri için çalışmamak. Ama dönüp dolaşıp para için hepimiz köpek oluyoruz değil mi? Değil. Ben oluyorum belki sen de oluyorsun ama herkes olmuyor. Paranın köpeği olmak zaten hayallerin önüne geçen ilk şey olarak gözüküyor. Peki hayal milyoner olmak ise? Paranın köpekliği yüz kızartıcı bir suç işlemek ya da kötü şeyler yapmak anlamında değil. Çocukluğumuzda gerçekleştirmek istediklerimiz kulağımıza fısıldanır derler. Kim der? Birisi söylemişti. İşte yapmak istediklerimizden vazgeçip daha fazla kazanmak için zamanımızı daha fazla kazanmak için harcamaktır. Picasso böyle yapmadı.
Zenginlik kimine hızla vuruyor kimini yıllarca bekletiyor. Bu bol şifreli dünyada tek yapılması gereken pes etmeden yola devam etmek olmalı. Kiminin rotası zenginlik de olmamalı. Amaç belki de farklı olmalı… Bir noktada insan hiçbir şeyin gerçek olmadığının farkına varmalı. Zenginlik hayat oyunda galip gelmek gibi bir şey. Lüks aslında bir kandırmacadır. Kola rolex takp kendini iyi hissediyorsan ortada çözülmesi gereken bir sorun var demektir. Rolex yatırım için iyi bir araç o ayrı konu… Bende vardı, bir yatırımım patlayınca sattım ve o an g.tü kurtarmamı sağladı mesela… Gerçekten hayalleri peşinde koşan insanlara imreniyorum. Böyle kişilerin var olduğunu biliyorum. Bu kişilerle tanıştım. Bunlarla zaman harcadım. En önemli özellikleri onların zamanının satın alınamayacak olmasını görmemdi. Bunlar ancak hayatta kalacak başkaları için çalışır. Kalan zaman kendilerine çalışırlar. Çok geçmeden de başkalarına çalışmak zorunda kalmayacak kadar gelir sahibi olurlar.
30’umdan sonra iyice maddiyata düştüm. Yoksa ayağım yere basmaya başladı mı demeliyim? Şu an 20’li yaşlarımda sanki ‘’ahmakmışım’’ gibi geliyor. O dönemlerimi tarot kartlarında ki ‘’fool’’ karakteri gibi hissediyorum. Bu bir aydınlanma mı yoksa körelme mi? Bilemiyorum. Kimi zaman 20’lerde ki gibi yoğun duygular hissetmek istiyorum ancak çoğu zaman 30’lar daha fazla hoşuma gidiyor. Kimi zaman saf hayaller kurmak istiyorum; her şeyin daha kolay ulaşılabilir gözüktüğü yıllar… Şu an ne yapmam gerektiğini biliyorum gibi. En azından ne yapmamam gerektiği konusunda daha fazla kanaate sahibim. En büyük zaafım birçok farklı konuda aktif olmaya çalışarak doğru şeye odaklanamamak. Bunun önüne geçmeye çok çalıştım ve bunun müthiş yavaş ilerlememe sebep olduğunu farkındayım. Ancak önüne geçemiyorum. Bir gün Amerikalı bir iş adamı ‘’doğru şeyi bulana kadar denebildiğiniz kadar deneyin’’ demişti. Bu cümle kimi zaman beni avutuyor. Çoğu zaman rotam o an için çıkarıma olabileceğini düşündüğüm yere doğru çevriliyor. Uzun vadeli plana sadık kalmak ‘’zorunda olmadıkça’’ çok değil. Kalmak lazım.
Kimi zaman maddiyattan sıkılıyorum o zaman başka rotaya yöneliyorum. Zamanın akıp gittiğinin farkındayım. Ancak iç güdülerimi dinleyerek hareket halindeyim. Kimi zaman tam bir fiyasko olduğumu düşünürüm kimi zamansa her adımı doğru attığımı… İnsanın anlık motivasyonu hayati önem taşır. Olaylar perspektifimize göre şekillenir. Yani bir sonra ki adımı bakış açımıza göre atarız. Kaybedenler başka yöne gider kazananlar öbürüne. Verilen bir yanlış karar yanlış kararlar silsilesine sebep olmayabilir. İnsanın yapması gereken üst insan hali olarak kalabilmektir. Alt insan hayvana daha yakın halimizdir. Dalio abimiz de ‘’high self’’ yani üst halimizde kalmayı telkin ediyor. Hayatı satranç gibi oynamak lazım. Ama biz Türkler gerçekten ‘’zar atmayı’’ seviyoruz.
Her zaman üst benlikte kalmak gerçekten zor. İnsanın gerçek bir amacı olması gerekir. Aynı zamanda müthiş bir iradeye sahip olmalıdır. Hem fiziken hem zihnen üst benlikte kalmak zor bir iştir. Kalabilenleri gördüm, ara sıra bende kalıyorum ancak yeterince uzun zaman kalamadım. Kalabilenler ayrışıyor. Kalamayanlar ise toplumun büyük kısmını oluşturur. Bence şeytan daha kolay yolu seçmemize önayak olarak, en yüce potansiyelimizden bize alı koymak için köşede bekliyor. Aynı şeytan yine tembelliğimiz yüzünden ortaya çıkmıyor mu? ‘’Aksi şeytan beni kandırdı…’’
Büyük arzular büyük fikirler düşüldü ancak çoğu gerçekleşemeden toprağa kavuştu. Arzu ateşi yandı ancak kibrit hızla söndü. Bir fikre sahip kişi genelde bunu çevresine yayarak enerjisini etrafa saçar. Çevresi kişinin vizyonunu göremez o iş yaş der geçer. Etrafından iyi geri bildirim almayınca basit ve değersiz hayatına geri dönüverir. Savaşmak zor. Çoğu zaman ‘’şeytan’’ savaşmaya gerek olmadığı söyler. Git eve mastürbasyon yap…
Şirketler, bebekler, yetişkinler, hayvanlar herkes değerli odağımızı kendilerine çekmeye çalışıyor. Az ya da çok. Mc Donalds, Coca Cola her yerde kendilerini bize hatırlatıyorlar. Biz onlara odaklanmaz isek onlar büyük şirket olamazlar. Kişilerde bundan farksız. Twitter’da sesini duyurmaya çalışan milyarlarca insan var. Sosyal Medya’da görünür olmaya çalışan. Tanrı bizi lanetledi. Lanetimiz de unutulmamaya çalışmak. Öldükten sonra da hatırlanmak için ne hastaneler yapıldı, okullar, kütüphaneler, köprüler… Zenginler isimlerini bunlara verdiler. Bir sonra ki harita değişimine kadar sokak isimleri komutanların isimleriyle anılacak. Başarılılar, dünyayı kattıkları ile anıldılar. Çapları daha dar olanlar, bir ağaca ismini kazıdı ya da duvara ‘’ben de buradayım’’ dedi. İyi ya da kötü bir şekilde hatırlanmak istiyoruz. Çoğumuzun ismini ise torunlarımızdan sonra hatırlanmayacak bile. Hayır kimse sizin Facebook hesabınıza girip eski fotoğraflarınızı kurcalamayacak. İnsan zenginlik arzusundan kurtulmalı ise ‘’tanınma’’ ‘’hatırlanma’’ arzusundan da kurtulmalıdır. Peki o halde yaşama amacı nedir? Güzel soru ve cevabını henüz bulamadım. Bilen varsa söylesin.
Bir aziz gibi yaşamanın lüzumu var mı? Bence yok. İnsan dağlara da vurmamalı kendini. Sosyal varlıklarız ve arzularımız hayata tutunacak şeylerimiz olmalı. İnsan hırslı olmalı, içinde bulunduğu durumdan daha iyisini arzulamalı. Bu günah olmamalı. İnsan asla elindekiyle yetinmemeli. Bu zenginlerin fakirleri bastırmak için tanrıyı da araya katarak attıkları bir palavradır. İnsan elbette şükretmeli ancak başka bir insanın ondan almasına izin vermemeli. Bu yeni günahlar arasına girmeli. Hak aranmalı, hakkını aramayan hakkında vazgeçmiş sayılmalı. İnsan başka bir insana ya da canlıya zarar vermedikçe her şey mubahtır. Siyasilerin, din adamlarının, patronların, arkadaşların, komşuların, düşmanların hiç kimsenin kişiyi bastırmasına izin vermemeli. İnsanın insana üstünlük kurması kabul edilemez. Evet yüce kişiler ve hazcılar arasında fark olmalı ancak en hayvana yakın insanın bile kendini kanıtlamak için şansı olmalı. İnsan önce iyi olmayı seçmeli.
Hayatta mâna aranmalı, amaç belirlenmeli. Amaçsız olanın amacı da amaç sahibi olmak için bakınmak olmalı. Bilinç, bilgi, birlik ile…