AMAZON’da satış yapma serüvenim ve güncel görüşlerim

Okuma Süresi: 6 dakika

AMAZON’da satış yapma serüvenim ve güncel görüşlerim

 

ABD’de yaşamaktayken hayatta kalmak için iş ayırmadan ne varsa üzerine atlıyordum. ABD hakkında kafamda ki en büyük sorulardan biri neden insanların işlerini kaybedince bu kadar kahrolduları ve sokaklarda yaşayan evsiz popülasyonudur. ABD para kazanmak isteyen kişiler için müthiş bir ülkedir ve hakkını iyi verir. Ben oraya gitmiş alakasız biri olarak yemek taşımacılığı yaparak bile akşam eve geldiğim bir şişe viskimi ve puromu alabilecek, bir kız arkadaşım olduğu vakit onu dışarı çıkartabilecek kadar para kazanmaktaydım hatta üzerine para bile biriktirmekteydim. Hatta o biriktirdiğim paraları Türkiye’ye döndüğümde paylaşımlı ülkedeki ilk örneklerden ofis konsepti yatırımına gömecektim. Kısaca TV’de orda burda görüp duyduklarınızı unutun. ABD’de ekmek var.

ABD’de AMAZON ile Tanışmam

 

İlk işim bir Arjantin restoranın ev siparişlerini taşımak; yemek servisi, sonrasında UCLA Kongre Merkezi Otelinde  kısa süre hamallık yapma (bu işi bana Social Security Number getirdi) ve sonrasında asıl işlerim olacak UBER (ve LYFT) şoförlüğü ve AIRBNB subleasing işlerini yürütmekte ve paranın kokusunu aldığım küçük ‘’hustle’’ları kaçırmamaktaydım. Aslında ben ve dostlarım için her iş ‘’hustle’’ dan ibaretti. Hustle derken tam zamanlı gömkel giyip gittiğin sigortanın patronun tarafından yatırıldığı işler değil. Hızlı para odaklı kendi kendinin patron olduğun işlerden bahsediyorum. Hustle’daysan para kazanmazsın; para yaparsın (make money). Arada önemli bir fark var… O dönem Amazon’da al sat yaparak iyi para kazanabileceğim söylenmişti. Bazı arkadaşlar Amazon’a çoktan girmişti. Peştemal satan bir arkadaş şimdilerde şirketinin %50 hissesini birkaç milyon dolara sattı. İzmir’de Bentley marka araba ile gezip şehre hava katıyor. Amazon işi hakkında Youtube üzerinden epey video izledim ve Amazon’da ikinci el kitap al sat yaparak milyoner olan kişiler olduğunu öğrendim. Kitap al sat fikri hoşuma gitmişti. Hem kitapları seviyordum hem bu işin ruhu hoşuma gitmişti. O dönemde ‘’book flipper’’ oldum ve bir iki ay içinde iki bin dolar kar ettim. Hem de işi full time yapmamama rağmen.

 

Ancak o dönem ABD’de ki son zamanlarımdı ve birkaç ay sonra Türkiye’ye dönmek zorunda kaldığım için sektöre hızlı giriş yapıp çıkmıştım. Ne yalan söyleyeyim aradan dört sene geçti, ABD’de amazon kitap al sat yapmak hala içimde kalmıştır. Aile işleri işte, aldı bizi biricik memleketimize getirdi.

 

Yani o dönem kısa sürse de ilk e-ticaret tecrübemi edinmiştim ve iş modeli hoşuma gitmişti. Çok adamla muhattap olmuyordum, ürünü toplama, paketleme kargolama gibi işler bana iş gibi değil de oyun gibi geliyordu. Ürün paketlemek bana huzur veriyor desem garip kaçar mı? En önemlisi işi bir kere tuttursam milyoner olabileceğim bir iş olduğunu biliyordum. UBER şoförlüğü yaparak milyoner olmam imkansızdı sonuçta. AIRBNB’de patlama yapmaya hazır bir bombaydı. Yasal mı değil mi belli değildi. Bir iki evden ‘’eviction” yediğimiz için, yani evden şutlandığımız için çok para kaybetmiştik. Hizmet sektörünü de sevdim aslında. Hayallerim arasında yirmi otuz odalı otel açma fikri vardır. Neyse, Türkiye’ye döndüğüm zaman direk babamın yanında çalışmaya başladım. Ancak bu iş beni hem maddi hem manevi tatmin etmiyordu. Babamın işi aslında büyük işti ancak tatmin olma duygusu başka bir şey. Yalnız para ile ölçülemez. Sadece bu sebepten değil, biraz fazla neden para kazanmayayım?

Paranın müthiş bir motivasyon kaynağı olduğuna inanırım. Aile işleri haricinde nasıl e-ticaret yaparım diye çalışmalar yapmaya başladım. Kafamda ABD’den kopmamam gerektiği fikri vardı ve Türkiye’den orada yapabileceğim başka bir iş yoktu. AIRBNB yani sublease işinin (en azından bizim yaptığımız zaman ve şekilde) önü kapalıydı. Orada dedim bir şirket kurayım mal göndereyim bende paraları kazanınca atlar giderim. En azından atlayıp gitmeye sebebim olsun.

Ne alsam ne satsam arayışı birkaç ay sürdü. İlk ürünleri Türkiye’ye getirmeye karar verdim. Burada satarım sonra para kazanınca engin denizlere açılırım düşüncesi doğdu. İstikametim ABD idi.

Aile işi yarı mamül paslanmaz çelik ticareti. Boru bağlantı elemanları dolu grubu vesaire. 2008 yılından beri paslanmaz çelik sektörünün içindeyim. Paslanmaz çelik demir çelik sektöründen yalnız küçük bir pay alıyor. Türkiye’de birkaç milyar dolarlık bir sektör. Paslanmaz çeliği oldum olası sevmişimdir. Rengi, kalitesi, işlevi. OZDUSK markası hakkımda kısmında detaylı anlattım. Okumak isteyenler için linki yazının sonunda paylaştım. Dedim ben paslanmazcı çocuğu paslanmazcı olarak iyisi paslanmazdan devam edeyim. Ancak bu paslanmaz son kullanıcıya gitmeliydi. Çünkü AMAZON vb. Sitelerden başka şekilde satış yapamazdım. B2C modelini benimsemem lazımdı. B2C istememin ayrı bir nedeni de ayrışabilecek olmamdı. Boru işi yaparken ayrışamazsın çünkü boru zaten borudur. Sertifikası varsa kalitesi de tamamdır. Müşteri alır gider. Fiyata bakar. Ancak ayrıştığın zaman kar marjım artar ve bana özel olur diye düşündüm. Yakın çevrem bu işin küçük bir iş olduğunu söyledi. Küçük müçük, kontrolün bende olacağı kendi riskimi alacağım bir işti. Küçükken VİTRA markası gibi bir marka kurmayı düşünürdüm; yalnız paslanmaz çelik olacak… tabi bütçem bir VİTRA kurmak için henüz hazır değildi o yüzden daha küçük oynamam gerekiyordu.

ABD’deyken HYDRO FLASK diye bir marka ile tanıştım. Renkli renkli paslanmaz su şişeleri yapıyordu. Oradayken düşünürdüm bunu yapmak ne kadar zor olabilir? Tabi o zamanlar daha vakumlu termos teknolojisinin Türkiye’ye gelmediğini bilmiyordum (hatta vakumlu termos nedir onu da bilmiyordum) Türkiye’ye döndüğümde de bu tarz ürünlerin henüz piyasaya girmediğini fark ettim. Dedim ben paslanmazdan bardak, termos vs. getireyim. İlla ki satarım… Araştırmamı yaptım ürünlerimi beğendim ve ilk deneme siparişimi ÇİN’de bir fabrikaya verdim. Ürünler üretildi, gemiye bindi Türkiye’ye geldi. Tabii burada bir cümleye sığdırdık ancak birkaç ay (hatta elde olmayan sebeplerden ötürü bir sene kadar ) ve sıkça dökülen kan-ter ile gerçekleşti. Düşün ithalat hakkında pek bir şey bilmiyorsun, bir fabrikaya güvenmişsin bu mallar satar demişsin parayı bağlamışsın ve bitmeden birçok dert ile uğramışsın. Girişimcilik risk demektir, herkese tavsiye etmem. İşe adanacak her türlü problemin üstesinden gelme motivasyonu olan kişiler girişimci olmalı. Bu işte en sinir olduğum şey cebe para koymadan epey para döküyor olmandır. Düşün sen daha bir adet mal satmadan, fabrikaya ödeme yapıyorsun, freight forwarder’a ödeme yapıyorsun, mal varışında limana ödeme yapıyorsun, ambara ödeme yapıyorsun, devlete (devlet sana anında ortak oluyor J) ödeme yapıyorsun, gümrükçüne ödeme yapıyorsun, tutacağın depoya ödeme yapıyorsun. Senden önce herkesi zengin ediyorsun yani.

Tabi dünyayı kurtarmıyoruz belki ama her zaman bir bilinmezlik içinde kararlar vermek zorunda olduğunu düşün. Kimse sana bir komut vermiyor. Kaptan sensing. Genelde yetersiz bilgiye sahipsin (bence Elon Musk bile gün içinde bilmediği çokça şeyler karşılaşıyordur) ve sen bilmediğin için etrafında da yeterince bilgi toplayamıyorsun. Kimileri museviler için kırk kere tartar öyle işe girerler der. Türklerse zar atar. Risk bizim kanımızda var. Bunu bizi takdir ederek söylemiyorum ancak bizim kültür risk almaya çok müsait. Birçok analiz yapan adam çoğu zaman işe girmez. Işte bende kendimce riski en aza indirdim ve tabii sonunda zar atarak malı ülkeye soktum.

AMAZON Adama MARKA da Oluşturtur

İlk zamanlarda marka oluşturmak gibi bir planım söz konusu değildi. Gerilla pazarlama, kime ne satabiliyorsan al-sat. Öyle de yaptım. Pazar yerlerine de ürünleri koymuştum ancak bir tane iki tane gidiyordu. O zamanlar daha dijital pazarlama nedir SEO nedir bilmiyordum. Koydum satılsın diye az çok gidiyordu da ancak beni tatmin etmiyordu. O yüzden termos satıcılarını bulup onlara pazarlama yapmaya başladım. Mekanlarına gittim, telefon pazarlama yaptım, e-mail gönderdim, İnstagram’dan salça oldum. Bir şekilde elde ki mallar sattım. Tabi bu yine altı sekiz ay kadar sürdü. İlk partide edindiğim en önemli bilgi insanların ‘’vakumlu termos’’ arıyor olduklarıydı. Yani ısıyı koruyan mataralardan. Ikinci partide yeni yeni ürünler koydum bu sefer vakumlu termos getirdim. Ancak işte zar atmak böyle bir şey. Vakumlu termosların Türkiye’de gümrük vergisinin bu kadar yüksek olduğunu ancak mallar limana gelince fark ettim. Kamillik bende tabii versine gümrükçüne bir çalışma yapsın. Şöyle söyliyeyim Türkiye’ye vakumlu kap, termos getirdiğinde neredeyse ürün kadar vergi alınıyor senden. Bunun sebebini anlamış değilim. Türkiye de yok ki üreticisi! Neyse, cepte para yoktu vergiyi ödeyemeceğimi anlayınca malı millileştirmeden alacak bir babayiğit oldum (yarabbi şükür). Oradan da zarar etmeden sıyrıldım. Bu dönemde kendi markamı oluşturmam gerektiği düşüncesi oluşmaya başladı. Çünkü başka AMAZON ‘’trade mark’’ olan yani tescilli markası olan şirketlere birçok ayrıcalık tanıyordu. Birde belki dedim bir marka oluruz büyürüz sonra satarız yani birkaç milyona…

 

Ancak bu defa malları Türkiye’ye getirmeyecektim. Türkiye’de ki vergi yükünü kaldıracak durumda değildim. Ürünleri ilk ABD’ye göndermeyi planlasamda hayat beni Almanya’ya götürdü. Bunun en önemli sebebi Almanya’ya kurulu bir şirketimizin olmasıydı. Dedim şirket kurulum vs. uğraşmadan Almanya’da satışları patlatalım. Hem Almanya’ya giderim gezerim… yine sancılı birkaç Aydan sonra logolu ürünler Almanya’ya vardı. Amazon Almanya’ya kayıt oldum ve Almanya’da marka tescile başvurdum. Markam aslında SSP Steel olacaktı ancak bu ismin birçok başka ülkede başka firmalar tarafından tescili olduğunu araştırmalarım sonucu öğrenince biricik markam OZDUSK’a yöneldim. OZDUSK fikri hikayesini size başka bir yazımda anlatacağım. Ancak şimdilik bu markanın Prodüksiyon şirketi olarak tescilli markam olduğunu bilin yeter.

Almanya’ya AMAZON harici nerelerden satış yapıyoruz?

 

2021 sonu mallar Almanya’ya vardı ve şu anda çeşitli online pazar yerlerinde ürünlerimiz satılmaktadır. Ancak bu dönemde kendi e-ticaret sitemizi de kurmuş bulunduk. Aslında ilk e-ticaret sitemizi Almanya’da kurduk: ozdusk.com. Site İngilizce olduğu için ve pazarımız Almanya olunca, dijital pazarlamacı arkadaşlar satış olmaz dedi. Oysa ben Almanların İngilizce rahatça konuştuğunu düşünmüştüm. Meğerse Almanlar da İngilizce pek konuşmuyormuş. Konuşsa da İngilizce’ye alış veriş yapmak istemiyormuş; güvenmiyormuş. Ozdusk.com/de yi Almanca olarak kurduk. Şu an için Almanya’da Amazon.de, Yatego.com ve Ozdusk.com/de ve çok yakında Zalando.de üzerinden satışlarımızı gerçekleştirerek markalaşma yolunda ilerleme kat ediyoruz. Elbette trademark olunca bir anda marka olmuyorsun. Marka bilinirlik demek güven demek. Markalaşma konusunda neler yaptığımıza da başka yazılarımızda değineceğim.

Girişimcilere vermiş olduğum nacizane tavsiyeleri içeren blog yazıma ulaşmak için buraya tıkla. Ya da okumaktan sıkıldıysan konu hakkında youtube videomuza buradan ulaşabilirsin.

O halde her zaman ki gibi bir dostlar; bilinç, bilgi ve birlik ile görüşmek dileğiyle…

 

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer