İlk Fuar Tecrübem (Fuarlarla İlgilenmeyenlerin de İlgisini Çekebilir)

Okuma Süresi: 5 dakika

İlk Fuar Tecrübem

 

Yaklaşık 3 sene önce termos işine girdim. Bu sektöre girmemin çeşitli sebepleri var. Zaten ticaretle ilgilenen bir aileden geliyorum. Dedem Trabzon’da hurdacıydı. Babam bayrağı devralıp İzmir’i merkez alarak paslanmaz taciri oldu. Benim de asıl işim paslanmazcılık olsa da, kendi ticaret hikayemi de elbette yaratacaktım. Son kullanıcıya ürün satmak amaçlı termosu seçtim. Paslanmaz çelikti, tedarik ağımı oluşturmuştum, bütçem içi uygundu. Ham madde ve yarı mamulde kâr marjı düşük, mala yatırım maliyeti yüksek olur. Son kullanıcıya ürün satmak ise hem yeni bir tecrübe olacaktı hem de bütçeye uygundu. Genel hatlar bu şekilde idi. Bir yerde, siz de bilirsiniz, hayatta yaptığımız seçimleri aslında pek de bilinçli yapmayız. Kendimizi bir şekilde o işin içinde buluveririz. Buna artık tanrılar mı vesile olur, bilinçdışımızın mı bir katkısı olur, zorunda mı kalırız, zihnimiz işi mantıklı bulup da mı işe sokturur bilemem…

 

Bildiğim şey o ki yapılan/yapılacak işe inanmak şarttır. Girişimcinin olmazsa olmazıdır; inanç… Kimileri dünyada fark yaratırlar. Benim işim de yazım da fark yaratmak isteyenleredir. Kimileri de olağanüstü başarı ile fark yaratırlar. Bana kalırsa bu kişiler şu üçlemeyi sağladıkları için bulundukları yerdeler: doğru sektörü seçtiler, ona inandılar ve talihleri iyi gitti… Birçok iş dalı vardır ki fark yaratılamaz, o dönem geçmiştir. Ya da hiç gelmemiştir. Kâr etmek eğlencelidir tabii ancak derinliği yoktur. Kâr, sanat değildir. Sanatıyla kâr edenlerin ise hepsi olağan üstü başarıya kavuşmamış olabilir ancak başarılı olduklarına eminim.

 

Termos ile Paylaşma Sanatı Arasında ki Bağ

 

Ben termoslarımı önce Trendyol, Amazon, Hepsiburada gibi pazaryerlerinde satmaya başladım. Planım aslında şuydu; termos ve başka ürünleri getirip (ya da götürüp) satacak, ticaretin getirdiği parayla asıl amacım olan ‘’paylaşma sanatını’’ icra edecektim. Paylaşma sanatı derken işte youtube videoları, yazılar, potansiyel filmleri kast ediyorum. Neyse, pazaryerlerinde satış yaparken karşıma kendi e-ticaret sitemi kurma potansiyeli çıktı. E-ticaret sitemi de kurdum. Ürünlerimi artırdım. Odaklanmam gereken yerleri belirledim ve birkaç ay önce bilinirliğimiz artırmak için fuarlara katılmanın iyi olabileceği kanaatine vardım. Şu an da zaten size katılmış olduğum ilk fuar olan CNR Camp&Caravan Fuarından yazıyorum.

 

Bu fuarı seçme sebebim termosların kampçılar, karavancılar tarafında da kullanıldığını bilmemden kaynaklanıyor. Birde sevdiğim arkadaşlarımdan ve tanrılardan tavsiye almayı severim. Bu kampa katılmaya karar verişim aslında tam şu şekilde oldu;

 

Galerici bir arkadaşım ile benim hatunun psikolog arkadaşını tanıştırmaya niyetlenmiştik. Zorlu Center’da Cantina’da dördümüz buluşup yemek yedik. İşte orada benim galerici biladerimin kamplara, karavanlara ilgilisi olduğu öğrendim. Aynı yemekte ürünlerimi satmak için yer aradığımdan bahsediyordum. Dedi ki ‘’fuarlara katılsana’’. Şimdi enteresan olay şey o ki elbette biladerim bana bunu söylemeden önce benim de aklıma geliyordu fuarlar katılmak. Ancak dışardan gelen kimi tavsiyeler aynı bir önem taşıyabilir. Doğru yer, doğru zaman, doğru kişi…

Kampta ki tek termosçu benim. Genelde karavancı, karavan ekipmancı ve kampçı ürünleri satan firmalar bulunmakta. İzlenimlerimden ilki o ki bu fuar benim için nokta atış olmamış. Zaten fark etmişsiniz ki, fuar vuku bulurken ben bu yazıyı yazabiliyor isem demek ki çok da yoğun olmadığımdan kaynaklanıyor olmalı.

 

Bu yazıyı aslında fuar tecrübelerimi aktarmak için yazıyorum. Bir fuarda iyi yer kalmak lazım. Köşede kalana ekmek yok. İyi yer için de tabii ‘’ne kadar ekmek o kadar köfte’’. Tepede olmak için daha fazla para yakmak lazım ki benim şu an öyle bir hacmim yok. Bu tecrübeyi ‘’ahlak’’ konusu birleştirmek istedim. Bilirsiniz bir iş yapacağınız zaman, ne olursa olsun, içerden veya dışardan birileri ile iş birliği yapmanız gerekir. Ben zaten, şu an için, tek başıma yürüdüğüm için içerden bana destek olacak bir ekip arkadaşına sahip değilim. Tabi olsaydım da yine de birçok dış çözüm ortağım olması gerekirdi. Herkesin profesyonel olduğu alan farklı… Sonuç olarak çalışacağınız insanlar ya ahlaklı olacaktır ya da ahlak yoksunu olacaktır. İnsanlar üçe ayrılır; işi bilenler, bilmeyenler ve biliyor gibi yapanlar… Ben şu an 33 yaşındayım ve çalıştığım insanların büyük kısmının işlerini vasat yaptığını gözlemledim. Bu pozitif bir durumdur. Vasat, ‘’eh’’tir. Vasatın üstü fena değildir. İş sahibi olan insan, çevresinde birçok vasatın olacağını, yapılacak işlerin vasat olacağını bilmesi gerekir. Aksi halde sinir krizleri ve süreci yönetememe durumları söz konusu olabilir. Benim standımı kuran hemşerim ‘’Architecture’’ firması fail idi. İsmini vermeyeceğim ancak baş harfleri ‘’RF’’. İlla ki birilerine iyi iş çıkarttıkları olmuştur. Bozuk saat, günde iki kere saati doğru gösterir…

 

Bu içinde bulunduğum fuara geçen sene ziyaretçi olarak gelmiş ve orada iyi bir izlenip edinmiş olmalıyım ki bu fuara katılımcı olarak gelmiş bulunmuşum. Masanın öteki tarafında olunca tabii ki işler farklı gözükebiliyor. Bilirsiniz, dışardan baktığımızda işletmeler para basıyor gibi gözükür ancak içeri girince durumların farklı olduğunu kavrayabilirsiniz. Katıldığım fuar, vasat bir fuar. Yalnız kendi adıma değil, diğer katılımcıların da pek memnun olmadığını görüyorum. Hatta katılımcıların değil ziyaretçilerin de memnun olmadığını görüyorum duyuyorum. Bneim stand en son köşede olduğu için kimi ziyaretçilerin ‘’Bu kadar mıydı yani?’’ gibi serzenişlerini duyuyorum. Daha fazla var mı diye soranlara ise ‘’ben bilmem’’ deyip geçiyorum. Fuarları mantığı genelde, yapılan masrafı çıkarması yeter mantığıdır. Marka reklamını yapmış olursun. Benim yaptığım masrafı çıkartmam pek mümkün görünmüyor, kimileri masrafını çıkartacak ve kimileri kâr da edecektir. Kimileri ise reklam maliyeti olarak sayacaktır. İşte bende burada reklam maliyeti olarak saymak zorundayım. OZDUSK’ın namı yürüyor…

 

Yağmur berekettir. Yağdı mı seviniriz. Bir gün İzmir Bostanlı’da bir arkadaşımın restoranına gitmiştim. Konuşkan bir arkadaşımdır. Hayatını işlerini kısaca her şeyden anlatmayı seven birisidir. Bende dinlemeyi severim… Tencere kapak misali… İşlerin nasıl olduğunu, restorancılık sektörünü sorduğumda birçok başka bilginin yanında Bostanlı halkının yağmur yağdığında asla restoranları doldurmadığı söylemişti. Bu durum eminim yılın 4’te 3’ünde yağmur yağan Britanya adasında böyle değildir. Ancak hemşeri İzmirlilerim de durum farklı vuku buluyor imiş. Fuar boş, bomboş değil ama kalabalıkta değil. Bizim fuar dün başladığından beri İstanbul’da yağmur yağıyor. Bereket yağıyor ama bize değil… Ayrıca bugün fuara doğru gelirken İstanbul’Da ‘’Technofest fuarı’’ olduğunu da duydum. Evet kimileri termos satar, kimileri karavan, kimileri ise savaş uçağı… İnsanların Technofest’e daha fazla ilgi gösterebileceğini düşündüm. Belki de buraya gelmesi beklenen potansiyel müşterilerin bazıları da oraya gittiler. Belki de önce buraya gelip tüm promosyonları topladılar, sonra technofest’e geçip oradaki promosyonları topladılar. Benim şapkamı isteyen de çok oldu da, ben geçen bayramda kapıma mahallemizin emlakçısının bırakmış olduğu şekerlerden verdim. Yok, pintilikten değil. Düşünemediğimden. Bir sonra ki fuarda işler başka olacak…

 

Yazdıklarımı okuduğunuzda ‘’Ogün bugün pesimist mi?’’ sorusu zihninizde oluşmuş olabilir. Ben buna rahatça ‘’hayır’’ diyebilirim. Çünkü bu fuarı kendime satış yapacağım diye katılmadım. Öyle olsaydı bile şu an öyle değil. Zaten fuar masrafımı çıkartamayacağımı bildiğim için, işin zevk kısmına geçiş yaptım. Bir şeyleri kontrol etmektense, ‘’neden böyle?’’ demektense olayları Allaha havale etmek en güzel seçim gibi gözüküyor. Aksi takdirde sinire yenik düşüp birilerini yumruklamak isteyebiliriz. Dün akşam bir online eğitimde eğitmen ve katılımcılardan birisi ‘’bugün birini yumruklamak istiyorum’’ dedi. İşte orada durumu ayıldım. Çünkü bende birilerini yumruklamak, ya da onlara zarar vermek istiyordum. Normalde ‘’ahlak’’ konusunu ele alıp o çözüm ortaklarımdan birini bu yazımda gömmeyi planlamıştım. Ancak şu an vazgeçtim. Olması gereken oldu, dünyada ki tüm ahlaksızlıkları temizlemek istesek bir caniye dönmemiz gerekir. En iyisi konuyu Allah’a havale etmek…

 

Fuarda edinilecek tecrübelerin ilk, nelerin eksik olduğunu tespit etmek oluyor. Yalnız promosyon değil başka eksikleri de belirledim. Bunlar arasında reklam bayrağı, küçük çöp, ıslak mendil, ürün depolama alanı ve tabii ki pos cihazı var. Birkaç tane daha var onlar ticari sırra girer.

 

Kahramanın Yolculuğu ve Sonuç

 

İnsan ne zaman umduğunu bulur? Muhtemelen hiçbir zaman. Ben bir yol görmedim ki dikenli ağaçlarla çevrili olmasın. Zaten aksi olsaydı da sıkıcı olurdu her halde. Daha da kötüsü herkes istediğini elde ederdi. O zaman ne yapardık? Bu fuar bana bir şeyler kattı. Çok şey mi kattı. Hayır. Aslında aldığım her aksiyon, konfor alanını her terk ediş kişiye bir şeyler katar zaten. Ben çocukken televizyonda ‘’Kinetics’’ markasının bir reklamı akardı. Motto su da ‘’Kinetics, koş yoksa düşersin.’’ İdi. Benim de hayat mottom budur. Her koşulda saldıraya devam. Düşünce verecek el beklemeden kalkmak ve yine yola koyulmak gerekir. Hayat yolu bir otoban değildir. Hayat, karanlıkta yol almaya benzer. Çoğu yolun başında küçük dünyasında kalır. Kimileri ise ‘’Kahramanın Yolculuğunu’’ okumuştur, hayatını ona göre şekillendirir. Kimilerine kitap epey sıkıcı gelir. Bir motto onları oyunda tutar…

 

Bilinç, bilgi ve birlik ile…

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer