Midilli Adası (Lesvos) Seyahati Notlarım I

Okuma Süresi: 4 dakika

22.04.2023

Midilli Adası Seyahat Notlarım

Midilli Seyahatine Davet Edilişim

 

Bayramda ne yapacağım diye düşünmekteyken annem aradı ve ailecek Midilli Adasına gideceklerini söyleyerek beni plana davet etti. Bu müthiş planın gerçekleşmemesi için küçücük bir sebep bile bulamadan anında geleceğimi onayladım. Tek yapmam gereken sevgilimi arayıp onu bu plana davet etmekti. Evet o da davetliydi. Ancak bayramda ailesi ile olması gerektiğinden gelemeyeceğini bildirdi. Bu plan bana bayramdan yalnız birkaç gün önce söylenmişti. Önümüzde ki bayrama kadar olan birkaç gün benim için yurtdışı tatilinin verdiği ferahlıkla keyifli geçti.

 

Gezmeyi severim, yurtdışına çıkmayı ise ayrı severim. Pasaportuma her giriş çıkış damgası vurulması beni memnun eder. Ara ara pasaporta bakıp ne güzel gezdim diye kendi kendime övünürüm (Bundan kurtulduğum gün daha bilge olacağımın da farkındayım J ). İstanbul’dan arabamla çıkıp Ayvalığa gidecek gibi plan yaptım. Ayvalık’ta aile ile buluşup onların arabasıyla feribota binecek ve tatili başlatacaktık. Kardeşim Oğuz işlerini halletmek için birkaç gün önce İzmir’den İstanbul’a gelmişti. Onunla beraber Ayvalık’a feribot kalkışından bir gün önce geçmeyi planladık. Çünkü Ayvalık’a Çanakkale üzerinden gidecek, Çanakkale Şehitliğine minnet ziyareti amaçlı gidecek ve ardından, 1915 Çanakkale köprüsünden ilk defa geçecek ve sonra Cunda adasına varıp orada deniz mahsullü yemek restoranında günü bitirip bir sonra ki güne hazırlanacaktık.

İstanbul’dan Cunda Adasına Arabayla Seyir

Maalesef Çanakkale Şehitliğini ziyaret edemedik çünkü biz Çanakkale tarafına vardığımızda sular seller akar misali yağmur bastırdı. Şehitliği ziyaret edemediğimize üzülürken memleketin sulanması ve bereketlenmesi beni mutlu etti. Şehitlere olan saygı ve minnet ziyaretimi de ilerleyen dönemde gerçekleştirmek için kendimle sözleştim. 1915 Çanakkale Köprüsünü beğendim. İşleri hızlandıran şeyleri severim. Biz geçtiğimiz tarihte 200tl ücreti vardı.

 

Köprünün yanından ilerleyip Şehitliğe doğru yol alırken bir anda sular seller gibi yağmur bastırınca tekrar köprüye dönüp karşıya geçtik

 

 

Cunda’ya 16:00 sularında vardık. İki sene kadar önce Cunda’ya gelmiştim. Yine bir yaz bayramındaydı. Cunda o dönemde sıkış tepiş kalabalıktı. Ancak yine de beğenmiştim. Özellikle bazı restoranlar hoşuma gitmişti. Hande diye bir arkadaşım var. Cunda’ya o dönemde gelmeden önce kendisinden restoran tavsiyeleri almıştım. İşte Oğuz’la Cunda’ya vardığımızda da yine Hande’nin önerdiği Teo’s Restoran’a rezervasyon yapmıştım. İki sene önce geldiğimde mezelerini çok beğenmiştim. Ve tabii efsane gün batımını… Cunda’ya normalde varmamız gerekenden erken vardık. Restorana geçmeden kasabayı gezelim dedik.

 

Yalnız deniz kenarı bir yerde olmak bile insanı mutlu eden olaydır. Birde Ege’de olmak bu mutluluğu iki kat artırır. Cunda’da hava çok güzeldi. Bu da bize doğanın hediyesi oldu. Cunda’yı dolanırken, dar sokaklarında gezinirken iki sene önce buraya gelişimi hatırladım. Keyifli bir tatil geçirmiştik. Tek sorun (aslında doğru olan yapılmıştı), Cunda sit alanı ilan edildiği için beach club’ların olduğu tarafa araba ile giderken yollar toprak ve epey engebeli olduğu için hem rahatsız yolculuk yapmamız hem arabaya potansiyel zarar verme ihtimalimiz olmuştu. Şimdi nasıl bilmiyorum, çünkü adanın o tarafına gitmedik. Kasaba meydanında karşıma az önce bahsettiğim arkadaşım Hande çıktı. Şaşırdım çünkü kendisini uzak doğu seyahatinde sanıyor idim. Hemen yanına oturduk ve kısa sohbet yaptık. Bir süredir Ayvalık’ta olduğunu öğrendim. Kalacak otelimizi henüz ayarlamamıştık. Kendisinden tavsiye istedim ve bize Derya Hanım Konağı’nı önerdi. Hande’nin yanından ayrılıp Teos’a geçtik. İskele tarafı hafif serin ama güneşin denize vurması ile müthiş bir görünüp veriyordu.

Teo’s Restaurant İskele

Şef garson bizi içeri almak istedi çünkü Google amca saat 17:00’da yağmur yağacağını söylemişti. Ben bu riski alabileceğimiz belirtip iskelede oturmak istediğmizi söyledim. Doğa bana sanki göz kırpmıştı. Oğuz oturdu ben meze seçmek için içeri girdim. Tabii önden göbek rakımızı söyledik. İçeri girip meze tezgahına varınca neden bu restoranı sevdiğimi hatırladım. Mezeler hep bildiğimiz mezelerdi ancak üzerine bir fikir ilave edilmişti. örneğin fava vardı ama fava karamelize soğanlı fava idi. Tatlı söylerken de pancar tatlısı ikram edilecekti. Bu tatlı da pancar, tahin ve cevizden oluşuyor ve çok hoşuma gidecekti. Teo’s işi biliyordu.

 

İstanbul, daha doğrusu dünyam ara ara güzel gün yüzü gösterse de birkaç aydır kapalı geçmişti. İnsan ruhu, en azından benim ruhum güneşe aşıktır. Kapalı havadan öyle bunalmıştım ki yeni yeni hayaller kurdum. Bu hayallerim arasında Türkiye’de kışken yazı yaşayan bir şehirde iş kurmak ve Türkiye kışı yaşarken o şehirde yazı geçirmek vardı 🙂 Oğuzla, müthiş havanın bize verdiği enerji ile birlikte çok güzel sohbet yaptık.

 

Aslında biz orada Türkiyemize gelen güzel havanın ilk gününü kucaklamıştık. (Tabii ben Midillideyken duyacaktım ki İstanbul’da sular seller… 🙂 ). Çok şımarmadan ancak tadını çıkarta çıkarta karmızı doyurduk. Hava kararıp soğumaya başladığı gibi hesabı istedik.

Pancar Tatlısı

 

Masadayken otele rezervasyonu yapmıştık. Hande yine yanılmamıştı. Derya Hanım’ın Konağı güzel ve sıcak bir oteldi. Otel sahibi hanım efendi ve benden birkaç yaş küçük oğluna buradan selam olsun.

 

Sabah 7:00’de kalkıp direk Midilli Feribotuna doğru ilerledik.  Bilet sırasına oradan da pasaport sırasına girdik. Feribotta bizimkilerle buluştuk…

 

Midilli Seyahat Notlarım II ‘de yazıma devam ediyorum…

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer