26.02.2023
İtalya Seyahati Notları: Dönüş Yolu Yazısı
Dönüş yolundayım. Uçak 1 saat rötarlı kalktı. İtalya’da bulunduğum sürece İtalyanların organizasyon kabiliyetinin az olduğunu düşündüm. İtalyanların nasıl bu kadar başarılı markalar oluşturduğunu merak ediyorum. Estetik kesin mevcut ancak birçok konuda bizden geri olduklarını düşünmeden edemedim. Kendi küçük dünyamdan bakıyorum tabii ki olaylara ancak yavaş yemek servisi, arabaları kullanma biçimi, güler yüzün beklenenden az boy göstermesi genel düşüncelerim. Ancak ne olursa olsun İtalya’yı seviyorum. İtalyan kültürünü daha fazla öğrenmek, İtalyan tarihini öğrenmek, dünyaya bakış açılarını daha iyi kavramak, dillerini öğrenmek isterim. İtalya’da ticaret yapmak isterim. Şu an da bir ticari hacim var aslında. İtalyan tedarikçilerimiz var ancak işi bir ileri boyuta taşımak orada bulunmamı sağlayacak iş modelleri, yaşam modelleri geliştirmek isterim. Bize hayat boyu batıysa Almanya olmalı diye öğretildi. Mantıksız da değildi; iş potansiyeli her zaman olan ülke… Mantık hala Almanya diyor ancak kültür sevmek ayrı bir olay. İtalya’ya gittiğimde eskiden öğrenmiş olduğum İtalyanca kelimeler tek tek aklıma geldi. Almanca kursuna da gittim, birkaç kere… Ancak pek bir şey hatırlamıyorum, pek bir şey öğrenememiştim de. İtalyancanın fonetiğinden mi kaynaklı, kültüründen mi, insanların Almanlara nazaran daha sıcak kanlı olmalarından mı kaynaklı? Gönlüm tabii isterdi ki hem Almanca hem İtalyanca konuşayım. Ancak yıllar bana öğretti ki dil öğrenmek, en azından benim zihin yapımda bir kişi için, kolay olmuyor. Bizzat o dili öğrenilecek ülkeye gitmem lazım, orada kalmam lazım birkaç ay. İngilizcemi de zaten bu şekilde adam ettim. ABD’de yaşayarak…

DİPNOT: Yolculuk esnasında tanıştığım İtalya’da İnşaat Mühendisliği master’ı yapmakta olan Furkan kardeşim, İtalyanların eğitim sisteminin üst seviyede olduğu söyledi. Ona göre başarılarının sebebi eğitim sistemi, liyakate yüksek önem vermeleri ve Avrupa’ya entegre oluşları imiş.
1200km yol yapmışım. Milano çevresinde iki fabrika gezdim. Sonrasında Guastalla bölgesine indim. SMEG markasının fabrikası da bu bölgede idi. Ben tabii başka fabrikaya gittim. O gün Guastalla’da kaldım. Çünkü toplantı sonrası iş yemeğine gidecektik. Yemek öncesi Guastalla’da gezdirildim. Bir ara şehre Fransızların hükmettiğini öğrendim. Bulunduğum süre boyunca kendime dedim ki ‘’İtalya’nın kültürünü daha fazla öğrenmek istiyorum’’. İtalya beni gerçekten heyecanlandıran bir kültüre sahip. Kültürü bilmem ticaretimi de pozitif yönde etkileyebilir. Katoliklerin sembolizme verdiği önem hoşuma gidiyor. Kiliseler, heybetli heykeller, eski ama sağlam binalar hoşuma gidiyor. İtalya öğrenilmeyi keşfedilmeyi gerçekten hak eden bir yer. Elbette bunların haricinde çocukluğumdan beri İtalyan Mafyasını merak edişim konu hakkında kitaplar okuyuşum filmler (The Godfather I ve II en az elli kere) izleyişimin de bir etkisi var. Örneğin Fransız kültürünü bu kadar merak etmiyorum ya da Arap kültürünü. İtalyanlar gözümde ayrışıyorlar. Bir şansım olsa da Almanya vizyonumu İtalya’ya kaydırsam diyorum. Yemekte hoş sohbet ettik ve ardından yürüyerek otele gittik. Zaten 20 bin nüfuslu Guastalla’da her şey birbirine yakındı. Bir gün sonra Cremona’ya geçtim ve orada ki fabrika ziyaretimden sonra iki İtalyan meslektaş ile ‘’kısa’’ öğle yemeğine gittik. Kısa öğle yemeği deyince ayaküstü pizza yeriz ayrılırız diye düşünmüştüm. Ancak öğle yemeği 2 saati buldu J Öğle yemekleri benim için 30 dakikayı geçmemelidir normalde. Biraz sıkıldım ancak spor, hayat, politika, din ne varsa konuşuldu. Öğle yemeğine göre biraz ağır geldi sohbet. Tabii başka kültürden birileriyle yemek yemek sohbet etmek her zaman hoşuma giden şeyler olmuştur orası ayrı. Yemek sırasında tekrar maraton koşmayı arzuladım. ROMA’da… Meslektaşım Roma’da nasıl maraton koştuğunu anlattıktan sonra. Hem de 3,5 saatte… Ben 4 saat 50 dakikada bitirmiştim 2021 İstanbul maratonunu…

İş toplantılarım bittikten sonra kendimi Milano şehrine attım. Milano tabi güneyde ki İtalyan şehirleri gibi birçok tarihi esere sahip, kendinizi orta çağda yaşıyormuş gibi hissedeceğiniz bir şehir değil. Bir Toskana değil. Milano modern bir şehir. İtalyan arkadaşıma Milano’nun tarihte ki önemini sordum. Ona göre Milano ikinci dünya savaşı sırasında Nazilere karşı oluşturulmuş sosyalist cephenin merkezi idi. Ve güncel olarak tabii ki aynı Türkiye’mizde İstanbul çevresinde oluştuğu gibi, Milano’da da fabrikalar oluşmuştur. Milano finans ve modanın da merkezidir. Politika ise tabii Roma’da… Milano’da Duomo ve çevresi çok dikkat çekiyor. Turistler zaten hep orada dolanıyor. Milano’da ki Starbucks ta insana kapitalizmi sevdiren cinsten. Müthiş bir Starbucks yapmışlar. Avrupa’da ki en büyük Starbucks olduğu söylendi. Ancak turistik bir yer, İtalyan’lar Starbucks’ı pek sevmiyor. O yüzden Türkiye’de olduğu gibi her köşe başı bir Starbucks göremiyorsunuz. Yalnız bir Starbucks var. O da efsane…
Milano’da güzel güzel restoranlarda yemek yedik, günde 15 20 bin adım attık. Hava da müthişti. Bir iki de müze gezdik. Bir gün sonra Como’ya gittik. Como’yu pek beğenemedim. Romantik ve özel bir yer beklerken karşıma kalabalık, kaos, vasat restoranlar ve özelliksiz bir yer gibi göründü. Gündelikçi turistler basmıştı. Otopark bulmak için 1 saat harcadım. Çoğrafi açıdan Kuşadası’nı andırdı bana. Kalabalık ve insan kalitesi açısından ise Büyük Adayı… 2 saat durup yine Milano’ya döndük. Son gecemizi de Milano’da geçirdik.

Yurtdışında, özellikle Avrupa’da olmak beni her zaman ve her an heyecanlandırmıştır. Hem iş hem aşk amaçlı İtalya’da olmak da müthiş bir deneyimdi. Aklımda hep işleri nasıl geliştiririz sorusu vardı. İtalya’da uzun youtube videosu da çekmeyi arzulamıştım ancak bu sefer bunu gerçekleştiremedim. Yoğun bir tempo içinde video çekme şansım pek olmadı. Ancak iki üç tane kısa video çekip youtube’a attım. Bu yolculuk boyunca zihnimde odaklandığım bir iki konu oldu. Bu konulardan bir tanesi de artık sadece ‘’para kazanma odaklı’’ yaşam arzulamadığımdı. Kültürleri öğrenmek, tarihi öğrenmek, dünyada ki gizemleri tanımak da hayat amaçlarımdan biri olmalıydı. Hayat kısa ve göçüp gittiğimiz zaman maddi varlıklarımızı bir yere götürmeyeceğiz. Torunlarımız muhtemelen paraları sağda solda ezecekler J Bunun için 24 saat çalışmaya gerek duymuyorum. İnsan bir noktada içinden gelen, istediği şeyleri yapmalı. Maddi kazanç elde etmek için günde 4 saat full fokus çalışılabilir. Geri kalan zamanda dünyevi amaçlarımızı aramalı, içimizden gelen işlerle ilgilenmeliyiz. Belki de tanrı gerçekten bunu istiyor? Bir İtalyan 2 saat öğle yemeği yerken aynı millet dünyanın en büyük GDP’lerinden birine sahip olabiliyorsa, ölümüne çalışmak çok da mantıklı olmayabilir. Zihni dağıtmadan, akıllıca çalışmak doğru yol olabilir. Görüyorum ki ben son birkaç senedir dağılmış bir zihne sahibim. Bu dağınıklığı gidermek benim amaçlarım arasındadır. Zaten bildiğiniz gibi ‘’odaklanmak’’ konusuna ilgim yoğun. Dağınık bir zihne sahip olsam da siz kardeşlerim için bu konuları detaylıca araştırıp çeşitli videolar ve yazılar meydana getirdim. Belki de kendi problemimi çözmek için bu kadar araştırdım? Bu sorunun cevabından daha önemli olan şey bu çalışmaların karşılıklı faydaya hizmet ediyor olması yani bunun ‘’iyi’’ olmasıdır. Kardeşlerim, bir sonra ki yazımda görüşene dek bilinç bilgi ve birlik ile…
İtalya seyahatim hakkında ilk yazıma buradan ulaşabilirsiniz.