Şubat 2023 İtalya Seyahatim

Okuma Süresi: 5 dakika

21.02.2023

 

Bundan yedi buçuk- sekiz sene kadar önceydi… En son İtalya’ya gittiğim zaman. Yine iş için gidiyordum. Teknik müdürümüz Hakan Bey ve ben… Amacımız İtalya’da ki bir takım makine fabrikalarını gezmekti. Dilovası’na fabrika kurmayı planlıyorduk. Hakan bey makinalardan anlıyordu hatta Türkiye’de sektörümüzde makinaları en iyi bilen kişiydi. Ben de işin vizyon kısmıydım. Aynı zamanda yönetimi temsil ediyordum. Hakan beyle uzun süreli planlar projeler çıkartmıştık. Şimdi de bizzat makine fabrikalarını gezmeye gidiyorduk. İşin enteresan yanı ise Genel Müdür’ün bu yeni yatırımı yapmaktan vazgeçmiş olmasıydı. Konuyla ilgisini kayıp etmişti ve finansal olarak bu işin altından kalkamayabileceğimizi düşünüyordu. Genel Müdür’ün bu tutumu ile benim ‘’hayallerimin peşinde koşma’’ fikrim birleşince aslında yapacağımız toplantılarını çıkacağımız iş yemeklerinin hepsinin bir tecrübe olarak kalacağını biliyordum. Hakan bey de bu hayati bilgi söz konusu değildi. Hatta muhtemelen kendisi ile yolları ayırmamız gerekecekti. Çünkü Hakan Bey fabrikayı kurması için işe alınmıştı. Ortada bir fabrika olmayacak ise Hakan beyin de yapacağı bir şey olmayacaktı.

 

Bu motivasyon ile İtalya’ya indik. 2015 yılı sonlarıydı. 2015 yılı benim için enteresan bir sene olmuştu. Yakın zamanda California’yı ziyaret etmiş ve oraya nasıl kapağı atarım diye kafamda kurgulamıştım. California dönüşü katıldığım bir ‘’yoga kampında’’ ise meleklerin kulağıma ‘’komedi filmi çek’’ diye fısıldamaları sonucu ABD’ye film çekmeyi öğrenmek için basıp gitmeyi hayal etmiştim. Müthiş bir vizyondu. İtalya’ya indiğimde de bu planı nasıl gerçekleştiririm diye kafamda durmadan kurguluyordum. Tabii Hakan Bey beni iş ile alakalı muhabbetine dahil etmeden önce. Hakan Bey’e saygım yüksekti. Bunun en önemli sebebi işini gerçekten seviyor olmasıydı. Saatlerce makinalar hakkında konuşabilirdi. Zaten iki üç gün yapacağımız toplantılarda fabrikaların satışçı ve teknik elemanlarını epey zorlayacak sorular soracaktı. Ben ise motivasyonu farklı yere kaymış temsilci olarak zihnimde başka şeyler düşünüyor olacaktım. İşin aslı bir şeyler geliştirmek, işi geliştirmek her zaman hayalini kurduğum bir şeydi. Ancak ya çok genç olduğumdan ya yatırımın yapılıp/yapılmayacağı belirsizliğinden ya da 2015 yılının (ve ardından bir üç sene daha) benim yaratıcı fonksiyonlarımı kullanmak istememden ötürü olaya tam odaklanamıyordum. Ancak elbette yurtdışında ve İtalya’da olmak her zaman için güzel bir duyguydu. 2013 yılında da Marmara Üniversitesinde okurken Erasmus Programına kabul edilmediğim için para biriktirip (ve hayatımda ilk defa kredi çekip) Floransa’ya gitmiştim. Orada iki ay boyunca İtalyanca öğrenmiş ve birçok İtalyan şehrini gezme fırsatı bulmuştum. O dönem romantik bir adamdım. Ya da aklı havada da diyebiliriz. Yirmili yaşlarımın özeti olarak kendimi tarot kağıtlarında ki ‘’The Fool’’ karakterini olarak görüyorum. Aynı zamanda yirmili yaşlarımı müthiş geçirdiğimi görüyorum. Elimden geldiğinde bir yerlere uzamacalı, dünyanı tanımacalı, hayallerin peşinde koşmacalı… İtalyanca da bir romantizmdi. Romantizm dememin sebebi bana İtalyanca’nın işimde falan pek işe yaramayacağıydı. Keyfi bir öğrenmeydi. Saf duygularla fayda beklemeden atılmış bir adımdı. Güzel günlerdi…

 

ogün özkan takım elbise giyinmiş uçakta

 

Tam şu an yine İtalya yolundayım. Bu yazımı uçaktan yazıyorum.  Bir önce ki Milano seyahatimde yoğunluktan pek kültürlenme fırsatım olmamıştı. Otelden fabrikaya, fabrikadan diğer otele… Ancak İtalyanlar her zaman aralarda misafirlerini yemeğe çıkartmayı, prosecco içirmeyi severler. Bunu da o seyahatimde anlamıştım. Çok güzel restoranlara götürülmüş ve elim cebime attırılmamıştı. Lecco isimli İtalyan kasabasında kalıyorduk. Gölün hemen kenarında mütevazi bir otelde. İşte otel ve fabrika gezileri arasında bizi almaya gelen bir fabrikanın İtalyan teknisyeninden çok kısa rica ettim. ‘’Bana iki dakika verir misiniz? Şu gölüm fotosunu çekip geleyim…’’. Fotoyu çekip döndükten sonra 50’li yaşlarında güler yüzlü Güneyli olduğunu düşündüğüm İtalyan beyefendi bana ‘’One minute holiday.’’ Dedi. Her iş insanının kaderi… Bahsettiğim fotoya Instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz.

 

milanoya uçarken çektiğim fotoğraf

 

 

 

3 4 fabrika gezeceğim. Bir beklentim yok. Sonuçta satış yapmaya gitmiyorum. Tedarikçilerle görüşeceğim. Anda bir şeyler yakalamaya çalışacağım. Tabii ki fabrika gezmeleri insanın vizyonunun gelişmesine de katkı sağlıyor. Şu an 25 yaşında ki Ogün değilim. Şu an ABD’ye film çekmeyi öğrenmek için gitmeyi hayal kuran kişi değilim. 30’lu yaşların en güzel özelliği insanın ayağının daha fazla yere basması diye düşünüyorum. Yanlış anlamayın hala çılgın hayallerim, arzularım var. Ancak artık bu hayallere daha realist şekilde bakıyorum. Bakmaya çalışıyorum diyelim. Hayal kurmak güzel ancak gerçeğe dökmek sıkı bir plan ve motivasyon gerektirebiliyor. Yalnız ‘’tutku’’ ateşi ile ilerleyebileceğimizi düşünmüyorum. En azından hayatın bana verdiği tecrübe bu oldu. Odaklanmak, odaklanmayı becerebilmek doğru şeye odaklanmak ilgi alanlarım. Bu dönemde şehvet ve hırs ile ilerlemek istemiyorum. Şehvet derken cinsellikten bahsetmiyorum. Doymamak, her zaman daha fazlasını istemek… ‘’Zengin olma arzusu…’’. Zengin olma arzusu beni yıllarca tetikleyen şeylerden biri olmuştur. Eminim ki çoğu insan benim gibidir. Adımlar ve düşünceler hep bun yöne evrilir. Bu sebeple zaten ‘’film sektöründe’’ tutunamadım. Ya da tutunmak istemedim… Tutku ile ilerleyeme hala inanamıyorum. Tutku elbette gerekli ancak insanın bir de ‘’yolu’’ var… Teslimiyet kavramı, akışa bırakmak, kadercilik kavramları insanı gerçekten huzura erdirebilir. Bu kavramlara ‘’pes etmek’’ gözü ile bakmamak lazım. Koşturmaya devam etmek ancak ‘’geleni de kabul etmek’’. Sonuçta bir gerçek var ki herkes kendi sınavını veriyor ve bu sınavlar çoktan seçmeli değil. Herkese özel hazırlanmış heyecanlı bir yol. Hayat yolu…

 

Tam olarak ne istediğimi biliyor muyum? Gerçeği söylemek gerekirse hayır. Peki kim tam olarak kim ne istediğini biliyor? Los Angeles’tan döneceğim vakitlerde Sesin diye bir arkadaşım ile bir barda sohbet ediyorduk. Sesin de eşinden ayrılmış kafa dağıtmak için birkaç aylığına Los Angeles’a gelmişti. Ona, Türkiye’ye döneceği zaman ne yapacağını sordum. Net bir cevap vermedi. Aynı soruyu o bana sordu. Net bir cevabım vardı. Şak diye söyledim. Cevabım o kadar netti ki zihnimde sanki o iş olmuş da bitmiş diye düşünüyordum. Ancak Türkiye’ye döndüğüm zaman işler istediğim (beklediğim) şekilde gelişmedi. İşte zaten bu tecrübeler beni realizm akımına iten. İnsan hayallerini gerçekleştirmeli ancak ‘’kendi gerçekliğinde’’ bunu başarmalıdır. Belirsizlik her zaman olacaktır. İşler çoğu zaman istenmediği şekilde ilerleyecektir. Bu elbette insanın yılmasına sebep olmamalı ancak teslimiyet sanıyorum ki burada devreye giriyor. Dengeyi sağlamak, içsel huzuru yakalamak, motivasyonu kaybetmemek için insan akışa teslim olmalı.

 

Her şey dengedir. Teslimiyet hayatta adım atmayı engellemez. Kadercilik bu olamaz. İnsanlar olarak biz ‘’kolektif bilinçten besleniriz. Bir işe kalkıştığımız zaman kolektif bilincin desteğini alırız, bekleriz. Buna ‘’ilham da diyebilirsiniz. Önemli olan ‘’game changer’’ bilgilerin bu bilinç tarafından bize ulaştığıdır. Bir hayal kurarız. Bu genelde sonuç odaklı olur. ’’50 metrelik bir yat’’ istiyorum… İşte buna giden yolda ortaya çıkacak fikirler ‘’nasıl o parayı kazanacağın’’ gibi kolektif bilinç tarafından sağlanabilir.

 

Ben birçok fikri olan, azını hayata geçirmiş bir insanım. Bunlardan biri de bir film projesiydi. Aslında o bahsettiğim yoga kampında bana fısıldanan filmden bahsediyorum. Yolculuğumu başlatan olaydan… Tabii öncesinde de bu hayali düşünmüş ve üzerinde çalışmıştım. Ancak ilham tam o an gelmişti. Aynı Rolex’in kurucusu Hans Wilsdorf kuracağı saat markasının düşünürken meleklerin kulağına ‘’Rolex…’’ diye fısıldaması gibi. Neyse, ABD’de geçirdiğim 2,5 senenin sonunda ismi sonradan ‘’Aliş Harikalar Diyarında’’ olacak film senaryosunu yazmak için Kolombiya’ya uçmuş (ne alakaysa), bir ay boyunca orada senaryoyu çalışmış ve ardından Türkiye’ye dönüp birkaç ay içinde film senaryomu tamamlamıştım. Amacım bu senaryoyu filme çevirmekti. Kafamda uzun zamanlar plan yapmış ancak maalesef etkili bir sonuca varamamıştım. Bu gelişmeler ise benim kafamda müthiş bir düşünce oluşturdu ‘’satmayı bilmedikçe istersen dünyanın sırrını ifşa et’’ kimse sallamaz… Film senaryomun filme dönüşmemesinin en büyük sebebi onu satmayı bilmememden kaynaklanıyordu. Doğru insanlara ulaşmayı bilmek, doğru ekibi kurmak (en azından projeye benim kadar inanacak bir kişi), doğru sunumu hazırlamak, senaryoyu doğru kişilerle geliştirmek… En son da takibi ürünü satmak için Acun Ilıcalı gibi konuyla alakalı olabilecek insanlarla görüşmek. Bunları yapabilseydim belki şu an hayat akışım başka şekilde ilerliyor olacaktı. Ancak acı gerçek şu idi ‘’nasıl yapacağımı bilmiyordum’’. İkinci acı gerçek ise ‘’o özgüvene ve proje olan o inanca’’ sahip olmamam idi. Şu an zihnimde projenin hala geçerliliği olduğunu düşünüyorum ancak düşünce aksiyona geçmedikçe çöpten başka bir şey değildir. Gerçek acıdır, acıyı sevin…

 

Zihnimizde pek çok hayal kuruyoruz. Bu hayallerden çoğu gerçekleşmeyecek ancak bazılarının gerçekleşmemesi için hiçbir sebep yok. Zihni yeterince dinginleştirebilirsek ‘’doğru olan’’ hayallere odaklanabileceğimizi biliyorum. İşte bunun için de günahlarımızdan arınmalıyız. Ben kendi günahımı yukarıda belirttiğim gibi ‘’şehvet’’ olarak belirledim. Zihnimi saadete kavuşturmadan ‘’işte benim yolum bu!’’ diye ortaya çıkmayacağım. Zaten hepiniz gibi bende bir yoldayım ve yol öyle de olsa böyle de olsa akıyor. Şu an İtalya’ya yelken açtım. Yurtdışında geçireceğim birkaç günümün tadını çıkartmaya bakacağım. Gitmeden önce olayı bağlamak isterim; efsane bir fikrin olsa da onu satmayı bilmedikçe işe yaramaz demiştik. İşte bu yüzden kardeşiniz 2023 yılını ‘’satışa’’ ayırdı. Okumalarımın büyük bir kısmı, zihin jimnastiklerimin (odaklanabildiğim zamanlarda) büyük kısmı, ‘’satış sanatını (ya da satış bilimini)’’ öğrenmeye çalışmakla geçiyor. Çünkü güzel kardeşim, gün geldiğinde sen ne yapman gerektiğini bilmediğin zaman bir Süpermen gibi yardımına koşmayı amaçlıyorum…

 

Bilinç, bilgi, birlikle…

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer