1 Mart 2023
BOLU SEYAHAT NOTLARIM
Herkese merhaba. Öncelikle belirtmek isterim ki bu blog ve bu yazım şehir tanıtım gezi yazısı değildir. İş için 1 günlüğüne bulunduğum Bolu kentimizde geçirdiğim kısa zamanda şehir hakkında edindiğim tecrübeleri sizinle paylaşıyor olduğum bir yazıdır.

İşim gereği hem güzel ülkemizde hem yurtdışında şehirler gezen bir tüccarım. Özellikle daha önce gitmediğim şehirler beni her zaman heyecanlandırır. O şehrin kültürünü, tarihini, önem verdiği kişileri, mimari eserlerini ve şehrin düzenini öğrenme fırsatı beni her daim heyecanlandırmıştır. İnternetten bir şehir hakkında yazı okumak ya da video izlemek şehir hakkında fikir verir. Ancak aynı benim şu an yapıyor olduğum gibi şehri, anlatıcının, gördüğü şekilde anlarız. Bir şehir gezildiği zaman, hatta o şehre ayak basıldığı zaman şehir hakkında düşünceler çok daha fazla olacaktır. Buna bir örnek vermek gerekirse yine bu hafta ki iş seyahatimde tanıştığım Suriyeli bir iş patronun bana söylediği örnekten gidebiliriz. Kendisi Türkçe’yi, ki gayet iyi konuşuyordu, yalnız insanları dinleyerek öğrendiğini söyledi. Ne bir kurs almış ne bir kitap okumuş ne başkası. Adam yalnız Türkiye’de bulunarak dili sökmüştü. Ki bu benim yaşlarımda yani 30’lu yaşlarında bir insandı. Çocuk değil… Suriye’de yaşayıp bir Türkçe kursuna gitse o kadar zor olurdu ki öğrenmesi. Belki yıllar alırdı. Aynısını ben de İtalya’da İtalyanca öğrenirken yaşamıştım. Gerçek dünya insana gerçekten öğretir. Dijital dünya ise, farklı bir konu…

İstanbul Kadıköy’den çıkıp Bolu’ya gidecek ve orada bir gün geçirip Sakarya’ya devam edecektim. Bolu’yu Sakarya’dan ayrı tutuyordum çünkü ilk defa gideceğim bir memleketti ve orada bir gün de olsa kalacak ve şehir tanıyacaktım. Yaklaşık iki saatte Bolu OSB’ye vardım. Şehre ilk girdiğimde karşıma Türkiye Cumhuriyeti tarihi siyasilerinin özlü sözleri ve resimleri çıktı. Siyasilerden ayrı bir de İzzet Baysal isimli bir kişi çıktı. Onu daha önce tanımıyordum ancak Bolu’da onu tanıyacaktım. Müşteri ziyaretlerimi yaptıktan sonra öğle yemeği için Bolu merkeze gittim. Yolda ilk fark ettiğim şey birçok ‘’Köroğlu’’ isimli şirketin bulunuyor olmasıydı. ‘’Köroğlu Otomativ’’ ‘’Köroğlu Şeker’’ ‘’Köroğlu Market’’ vs. Gerçekten her yer ‘’Köroğlu’ydu’’. Hatta benim kaldığım otelin adı da ‘’Grand Köroğlu Hotel’’ idi. Köroğlu gerçekten çok önemli bir şahsiyet Bolu halkı için. Ve insanlarla konuştuğumda ‘’Köroğlu’nun’’ bir efsane değil gerçek karakter olduğunu öğrendim. Çocukluğumda Cüneyt Arkın’ın canlandırdığı ‘’Köroğlu’’ ve düşmanı zalim ‘’Bolu Beyi’’ gerçekti. Hikayeyi yıllar yıllar önce izlediğim için yolda müşteriden müşteriye giderken youtube’da Köroğlu Destanını tekrar dinledim. ‘’Benden selam olsun Bolu beyine’’. ‘’Tüfek çıktı mertlik bozuldu’’. Gerçekten güzel bir hikaye idi. Şehir merkezinde … restoranda öğle yemeği yedikten sonra müşteri şehir merkezinde 15 20 dk dolanma fırsatım oldu. İzzet Baysal heykeli, Bolu Belediye binası karşısında ki televizyonda ünlü Bolu Belediye başkanı Tanju Özcan canlı konuşması , kırat üstünde şahlanan meşhur ‘’Köroğlu’’ ve tabii ki Yıldırım Bayezit camii. Hepsi bir arada bulunduğu için şehrin önemli alanını görmek benim için kolay oldu.

Öğle yemeğini Mercan-i Restoran’da yedim. Şehir merkezinde güler güzlü garsonları olan, Osmanlı zamanından kalma olduğunu düşündüğüm eski bir konağın içinde kurulmuş güzel bir restorandı. Sizce ne yedim? Tabii ki ”Köroğlu Köfte”. Kısa turumdan sonra yine OSB’ye dönüp müşteri ziyaretlerime devam ettim. Müşteri ziyaretleri sonrası reklam firmamı ziyaret ettim. Evet, enteresan bir şekilde reklam firmamın merkezi Bolu’daydı ve hazır Bolu’ya kadar gelmişken onları ziyaret etmek istedim. Ajansla geçen hoş sohbetten sonra yorgun bir şekilde otele geçtim. Müşterilerden biri akşam yemeyi için ‘’Galatasaray Derneği Restoranına’’ gitmemi tavsiye etmişti. ”Doğulu patronu var müthiş yemek yapıyor” ’şehirde ki en iyi adana kebap oradadır’’. ‘’Fenerbahçe Derneğinde de iyidir, zaten iki derneğin sahibi akrabadır ancak Fenerbahçe derneği biraz tuzlu sen Galatasaray’a git’’ dedi. Aynı kişi bana İstanbul’da , Ankara’da, Antalya’da heryerde ki en iyi restoranları ve o restoranların yaptığı en iyi yemeği anlattı. Abimize göre onun yakın arkadaşı onu götürüyordu bu restoranlara, yoksa onun lezzetle işi yoktu, ancak bence bahsettiği arkadaşı kendisiydi. Çünkü sanki Vedat Milormüş gibi uzun uzun yemeğin ağzında nasıl dağıldığını vesaire anlattı tüm toplantıda. Ben ise basit adamım önüme ne gelirse yerim. Otele varınca az dinlenip mailleri toparlayıp otelin restoranına çıktım.

Normalde canlı müzik oluyormuş ancak memleketimizde yaşanan acı deprem felaketi sebebi ile canlı müzik iptal edilmiş. Ben etli yemek söyledim ve yanında rakı içtim. Restoranda yalnız erkek olması dikkatimi çekti. Sanki çevredeki esnafların iş sonrası kendisini attığı bir yere benziyordu. Eti iyidi ve restoranda ki garson az önce bahsettiğim müşterimizi tanıyordu. Başka şansı olabilir miydi?

Odama geçip Köroğlu filmini izlemeyi düşündüm ancak filmi açmadım. İnternetten hikayeyi biraz daha araştırdım. İzzet Baysalı araştırdım; Bolu’ya yaptığı katkıları, kurduğu vakfı, Bolu şehrine ve halkına yaptığı hizmetler ile neredeyse Köroğlu kadar sevilen heykelleri olan etrafta resimleri olan sanayi sitesi olan bir insandı. Kendisine Allahtan rahmet dileyelim. Bir gün sonra Sakarya’ya gidecek ve Hendek’te ki bir su fabrikasında ki Bolulu satın almacı arkadaş İzzet Baysalı öve öve bitiremeyecekti. İzzet bey gerçek manada şehre izini bırakmıştı. Bolu benim gözümde artık yalnız iyi aşçıdan değil aynı zamanda Köroğlu ve İzzet Baysal’ı da hatırlatacaktı.

İstanbul’dan Boluya gelirken birçok karavanı solladım. Bir iki tanesi ‘’influencer’’dı. Arabalarının arkasında ki instagram ve hesap bilgileri yapıştırmalarından bu çıkarımı yaptım. Yine müşterilerden bir tanesi ile görüşürken Bolu’da her köşe başında bir karavan olduğunu söyledi. Çünkü orada dağlar vardı, kampçılar Bolu’ya akın ediyordu. Tabii ki bu mevsimde ‘’Yedi Göller’’ e ulaşım olmadığını da öğrendim. Ancak Nisan sonu açılır dedi bir kişi. Yedi göllerin en çok ziyaretçi kabul ettiği zaman da sonbaharmış. Benim ajansın sahibi de kampçı ve karavancıydı. Bolu OSB’de karavan üreten bir firma görmüştüm. Evet şehir karavan seviyor, karavancılar da şehri… Bolu’da birde çok güzel oteller olduğunu biliyorum. Kamp, doğa otelleri diyebiliriz. Ancak onları görme fırsatım olmadı.

Boluyu genel olarak sevdim ve yakın zamanda iş için tekrar gelmem gerektiğini biliyorum. Ziyaretim Nisan ayında olacak. Bakarsınız bu sefer ‘Yedi Göller Milli Parkını Ziyaret Ederim. Bir daha gittiğimde yine yeni tecrübeler edinecektirim. Ben bu ziyaretimde şehir insanını modern buldum. Sanki bir sahil şehri gibi modern gördüm. Bilirsiniz denize kıyısı olan şehirler genelde daha modern olabilirler. Ancak Bolu benim gözümde güzel ülkemizin güzel bir şehri olarak kaldı. Oraya giderken yine hoşnut bir şekilde gideceğim.
bilinç bilgi birlik ile…
