Türkiye Genel Seçimleri Sandık Kurulu Üyesi Oldum
Herkese merhaba. Bu yazımda hayatımda ilk defa tecrübe ettiğim ‘’Türkiye Genel Seçimleri Sandık Kurulu Üyeliği’’ günümü sizinle paylaşacağım. Umarım yazımı yararlı bulursunuz.
Neden Sandı Kurulu Üyeliği?
Hayatımda siyasetler sade vatandaştan fazla ilgim olmamıştır. Bir ara Bilgi Üniversitesinde Siyaset Bilimi okuyacaktım ancak daha hazırlık sınıfını atlayıp bölüme geçmeden okulu bırakmıştım. Ne siyaset yapasım ne de siyasetçi olasım var idi. Hala yok. Ancak ben kendimi her daim vatansever bir Türk milliyetçisi olarak tanıdım. Atatürk’ün izinde… Otuzlu yaşlara kadar bunu ‘’duygusal bağlılığım’’ insan aciziyeti olduğunu düşündüğüm için pek fazla ortaya çıkartmaz kendime saklar idim. Sonuçta farklı toplumların bireyleri kendi toplumları için milli duygular besleyebilir. Beslemelidir de… Ancak otuz yaşımdan sonra artık görüşlerimin oturduğunu var saydım. Kendi siyasi görüşümü ekonomide liberal Atatürkçü ve seküler milliyetçi olarak tanımladım. İnsanın vatanını ve milletini sevmesini artık duygusal bir aciziyet olarak değil ‘’bizim topraklarda’’ bir zorunluluk olarak görüyorum. Çünkü burası Yeni Zelanda değil ve ülkemiz, maalesef, her an tehdit altında.
Sonuç olarak sade vatandaş olarak genelde şikâyet ettiğimi gördüm. Ben kendim de, arkadaşlarla sohbette hep olanları ya da olmayanları şikayet eder konuşur, duygulanır akşam da eve gidip kafayı yastığa koyup uyurduk. Aslında dünyanın ciddi bir kısmı bu şekilde. Hükümete, devlete, firma sahibine, babasına kendinden üstte kim var ise onu şikâyet ederek hayatını devam ettirir. Ben hayatımda ‘’aksiyon almanın’’ önemini anlamış bir insanım. Salt konuşarak, konfor alanını terk etmeden, dünyanın daha iyi bir yer olmasını sağlayabileceğimizi düşünmüyorum. Aksiyon almamanın insan sağlığı için de zararlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü zihin dünyasına hapsolmuş insan, dünyayı o küçük pencereden görür ve her şey ona bozuk gözükür. Elbette insan belirlenmiş bir problemin üzerine gittiğinde aslında hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığı idrak eder. Kitap okumak bile kimi zaman insanı kitler. Çünkü kitap insanın iç dünyasını ‘’en hızlı şekilde’’ geliştirse de aksiyon alınmasının önüne geçebilir. Her sorunun cevabı kitapta değildir. Bu hayatta ilerleme sağlayan insanlar yürümeleri gerektiğini bilirler.
Ben önce kendime kızarak neden her şeyden şikâyet ettiğimi düşündüm. Dünya’da ve kendi ülkemizde hoşuma gitmeyen şeyler oluyordu. Ancak bu şeylere benim müdahale etme gücüm yoktu. Bu hayati bir bilgiydi. Gücüm olmadığı konularda aksiyon da alamayacağıma göre aslında bunu konuşmak bile zaman kaybına sebep olabilirdi. Benim odaklanmam gereken şey ‘’aksiyon alabileceğim’’ varlığımla değişiklik yapabileceğim bir şeydi. İşte bunlardan biri de ‘’sandık üyeliği’’ idi. Çünkü ben sade vatandaş olarak bu işi yapma hakkına sahiptim. Daha fazla konuşmamak için, daha fazla dünyaya laf atmamak, dedikodular, kişiler ve olaylar arasında boğulmamak için sandık üyesi olarak hem vatana millete devlete hayırlı bir iş yapacaktım hem de konfor alanımı terk ederek kendimi geliştirecektim.
Sandık Üyeliğine Giden Yolculuk
Sandık üyesi olmak için ya devlet memuru olup, devlet tarafından atanmanız ya da bir partiye üye olup partinin sizi bir sandığa yerleştirmesini bekleyebilirsiniz. Ben devlet memuru olmadığım için bir partiye kayıt olmalıydım. Burada ‘’müşahitlik’’ten bahsetmiyoruz, dikkatinizi çekerim. Müşahitlerin durumu biraz daha geniş olabilir. Sandık üyeliği için vaziyet bu şekildedir. Partilere girip tek tek tüzüklerini inceledim. Partilerin başkanlarını, genel kurul üyelerini inceledim. Babala TV gibi kanallardan parti başkanlarının ya da yetkililerinin halkla olan temaslarında ki duruşlarını inceledim. Çünkü madem bir partiye kayıt olacaktım o partinin benim görüşlerimle paralel görüşse sahip olması gerekiyordu. Elbette görüş ayrılıkları olacaktır ancak önemli olan partinin ana hatları ile bireyin ana görüşünün paralel olmasıdır. Ben Atatürkçü, milliyetçi, vatansever ve kadrolarının iyi, şerefli bir geçmişe sahip ve kendisini ifade etme şeklini sevdiğim başkanı olan İYİ PARTİ’ye kayıt olmaya karar verdim. Birde İYİ Parti’nin ismiyle Türklerin kökenine işaret etmeleri benim hoşuma gitmişti. Uluslar, nereden geldiklerini bilmeli…
Partiye seçimden yaklaşık iki ay önce kayıt oldum ve sandık üyeliği eğitimlerine katıldım. Bu iki aylık süreçte seçime giden yolda siyasileri takip etmeye devam ettim. Biraz hobi gibi oldu benim için. Akşam eve geldiğimde gazeteleri okuyor, twitter’da dolanıyor ve konuyla ilgili programları izliyordum. Sanıyorum ki ilk defa bu kadar ilgiliydim konuya. Birde bu sefer yalnız seçmen değil aynı zamanda seçim günü kamu görevlisi olacaktım. Bu benim heyecanlandırıyordu. Ülkemizin demokrasisine katkım daha fazla olacaktı sefer. Bu durum kendimi iyi hissetmeme olanak sağlıyordu.
Seçimden bir önce işler ve bir arkadaşımı ziyaret etmek için gittiğim İzmir’den görev alacak ve oy verecek olduğum İstanbul Kadıköy ilçesi Fenerbahçe mahallesine döndüm.
Seçim Günü

Partinin Whatsapp gruplarından seçim günü saat sabah 6:00’da okulun önünde olmamız gerektiğini bildirmişlerdi. Ben zaten erken kalkan birisi olduğum için benim için problem arz etmiyordu. Hatta o gün tüm gün okulda olacağımı bildiğimden acaba erkende kalkıp sahilde güzel bir koşu mu yapayım demiştim ancak o kadar erken uyamadım. Uyandığımda saat 5:30 sularıydı ve ben heyecanlıydım. Acaba işi hakkıyla yapabilecek miydim? Acaba bir tartışma, bir anlaşmazlık yaşanacak mıydı? Daha önce bu görevi yapmış arkadaşımla konuştuğumda atışmalar, şikayetler olabileceğini söylemişlerdi. Hatta partilerin her okulda avukatları oluyordu böyle durumlar için. Ben de okula gittiğimde bizim avukat hanım ile tanışacaktım.
Okula gittim, benden önce gelenler vardı. Bizim partinin okul yetkilisini aradım. Kendisi henüz gelmişti. İnsanları izledim. Muhtemelen herkes partilere göre gruplaşmışlardı. Bizim parti Millet İttifakındaydı ancak ittifakın diğer partileriyle pek bir ilişkimiz olmamıştı seçim öncesi dönemde. Kısa süre sonra bizim partinin yetkilisini buldum ve bulunduğum okulda yani eski adıyla Feneryolu Halk Merkezi yeni adıyla Kadıköy Özel Yürekler Halk Eğitim Merkezinde birkaç kişiydik. Kimi partilerinse bir düzineden fazla adamı olduğunu tahmin ediyorum. Yaklaşık saat 7:00 gibi bizi içeri almaya başladılar. Yetki belgemi aldım ve görevli olduğum 2100 No’lu sınıfa geçtim.

Ben sınıfa girdiğimde diğer tüm Seçim Sandık Üyeleri gelmişti. Ben hariç 6 kişi vardı. Bu kişilerden bir tanesi Sandık Başkanı idi. Diğerlerinin partili olduğu varsayarak, hangisinin hangi partili olduğunu tahmin etmeye çalıştım. Sandık Üyeleri ve başkanı hariç odada üç tane müşahit vardı. Onlar sınıfın masaya uzak bölümünde oturuyorlardı. Seçim başkanı kimliklerimizi kontrol etti ve bize kendi yetki belgesini ve diğer seçim sandık üyelerinin kimler olduğunu belirten belgeyi gösterdi. Orada kimin hangi partili olduğu yazıyordu ancak belgeye bilerek bakmadım. Bu şekilde bilmemek, onun yerine tahmin yürütmek daha eğlenceli geldi. Genel olarak herkes işbirliğine açık gözüküyordu.
Seçim sandık üyeleri olarak yapılması gerekenleri seri şekilde yapmaya başladık. Aramızdan bir tanesi belli ki daha önce bu işlerle ilgilenmişti. Hemen yapılması gerekenleri söyledi. Seçim zarflarını ve kağıtlarının saymamız, ve gerekli damgalar var mı diye kontrol etmemiz ve akabinde bizim de bu kağıtları damgalamamız gerekiyordu. İlk başta biraz afallamış olsam (olsak) da işbirliği içinde hızlı şekilde işleri yerine getirmeye başladık. Buna rağmen saat 8:00 olduğunda yeni seçmenler için kapıları açmamız gerektiğinde hazır değildik. Ben odaya ilk girdiğim saniyeden itibaren yapılan tüm işçilikler ve insan hataları (sayım işi insana göre değil) ve zaman kayıplarını görünce DİJİTAL SEÇİME GEÇİLMESİ gerektiğini, bu geleneksel seçimin bir angarya ve eziyet olduğunu kanaatine vardım. Bu görüşüm akşam odadan çıkarken de güçlenerek büyüyecekti.

Düşünün YSK bu kağıtları basıyor ve lojistiğini sağlıyor, insan çalıştırıyor; masraf ve israf. Sandık üyeleri partiler ve devlet tarafından oraya yerleştiriliyor. Okullar işgal ediliyor, seçim günü tüm restoran ve marketlerin ciroları düşüyor belki kimileri kapatıyorlar. Tüm halk işi gücü bırakıp ailecek, tek tatil günlerinde oy vermek için bir yerden bir yere gidiyorlar. Önemli işinden ötürü seçmen bölgesinde bulunamayan kişiler ise oy veremiyor oylar çöpe gidiyor. Orada bütün gün insanlar çalışıyor, bir kere değil bin kere sayım yapılıyor ve tüm gün (ben saat 6:00’da oradaydım ve okuldan ayrıldığımda saat 23:00’tü, benden başka gruplarda gece 2:00’lerde konu hakkında mesajlar atanlar olmuş helal olsun) yoğun tempo çalışma sürüyor. Binlerce memur çalıştırılıyor, py pusulaları, zarflar hepsi belli zaman sonra çöpe gidiyor… Bu durum 90’larda 80’lerde hatta 2000’lerin başlarında tamamen anlaşılır ve olması gereken bir durum idi. Elbette yapılmalıydı. Ancak dünya o zamanlar bu kadar dijitalleşmemişti. Yani şimdiki teknolojiye sahip değildik. Bizim devletimiz teknolojiye çok iyi ayak uydurmuştur. Bunu e-devlet, e-nabız, e-fatura gibi uygulamalardan biliyoruz. Demek ki dijital oy verme işine de geçip, ilkel düzenden kurtulabiliriz. Ben bunun gerçekleşmesi için elimden geleni yapacağım.
Saat 8:00’e işi yetiştiremediğimiz için saat 8:15 gibi seçmenler homurdanmaya başladı. Bir tanesi bağırıp ‘’işinizi yapmıyorsunuz’’ bile dedi. Bunu söyleyince enteresan bir düşünceye kapıldım. Bizde aynı bu beyefendi gibi devlete kızmıyor muyduk işimiz yürümeyince. Oysa ki beyefendi bilmiyordu ki sınıfa girdiğimizden beri gerekli hazırlıkları yapıyoruz. Bir saniye bile boş durmamıştık. Neyse ki 8:20 8:30 gibi insanları sınıfa almaya hazırdık. İlk parti birikmiş insanı grubunu almak bir iki saatimizi aldı. Tüm sandık üyeleri bir işin ucundan tutuyor ve uyum içinde çalışıyordu. Keşke diyordum kendi kendime, mecliste de, televizyonda da farklı parti üyeleri bu kadar uyumlu çalışsa. Nezaket olsa, iş birliği olsa. Benim takip eden bilir ki mottom bilinç, bilgi, birliktir. Buradaki birlik toplumsal dayanışmayı belirtir.

Öğlene doğru seçmenler azaldıktan sonra sandık üyeleri de oylarını verdiler. Öğleden önce komik bir olay yaşandı. Bir seçmen aile yanlarında bir yabancı ile birlikte geldiler. Genç liseli bir kızdı. İtalyan kızın merak edip geldiğini söylediler. İtalyan olduğunu duyunca hemen bildiğim birkaç İtalyanca cümle kurdum. ‘’Come stai’’, ‘’Sto bene grazie’’, ‘’Di dove sei’’. Kız İtalyanca konuştuğumu görünce şaşırdı. Ben tabii acemiymişim. Meğerse yanımda oturan orta yaşlı sandık üyesi beyefendi İtalya’da tıp eğitimi almış. Adam İtalyancı döktürmeye başladı. Kızla koyu sohbete girdi. Oradan birde yanımda oturan sarışın kadın İtalyanca lafa dalmaz mı? Meğer o da Floransa’da kalmış üç sene eğitim görmüş. Ben 2 ay İtalya’da kalmış biri olarak çırak kalmıştım yanlarında. Ama düşüncesine kız düşünmüştür ‘’Bu Türkler ne kadar da kültürlü’’ diye. Komik oldu. Elbette belki onbinde bir olacak şey gerçekleşmişti. Üç İtalyanca konuşan yan yana insanlar. Sonra zaten olayı çakozladım neden bu kadar insanlar iyi anlaşıyor. Eğitim seviyesi yüksekti! Yanlış anlaşılmasın, eğitim snob’u asla değilim. Kibir benim en gözde günahım da değildir. Ancak bizim memleketin en büyük problemi sizce de eğitim değil mi? Yeterince eğitimli olsak, birbirimizle daha iyi iletişim içinde olur ve HEPİMİZİN ÇOK SEVDİĞİ TÜRKİYEMİZİ el ele vererek daha yükseklere taşırdık.
Seçim Günü Sonuç

Sandık Üyesi olmak gerçekten yorucu bir iş. Buradan tüm sandık üyelerine selam olsun. Bundan birkaç gün sonra yine (28 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimi 2. Tur) seçim gerçekleşecek ben dahil tüm sandık başkanı, üyesi ve müşavirlere başarılar diliyorum.

Düşünün saat sabah 6:00’dan gece 23:00’e kadar orada kalıyorsunuz. Kimileri sandıklarla birlikte YSK’ya gidiyor orada bekliyor. Neredeyse 24 saat boyunca aksiyon halindesiniz. Tüm gün aynı odada olmak insanı gerçekten sıkabiliyor. Arada çay kahve getirenler oldu sağ olsunlar. Onlar iyi motivasyon ve enerji oldu Ancak ben sanıyordum ki saat 17:00’de iş biter. İşte 18:00’de bizde toplanır çıkarız ancak asıl işin odalar kapandıktan sonra dağa doğrusu sandık açıldıktan sonra başladığını anlamış oldum. Yine sayım yine sayım… Sandıkların açılması, tek tek zarfların kontrol edilip boşaltılması. Yeni müşahitlerin ve gözlemci halkın kapıda izlemesi birde günün yorgunluğu tabii ki. Açıkçası son birkaç saat bitse de gitsek modundaydım. Buradan seçim sandıklarını ilçe seçim kuruluna götürenlere de helal olsun diyorum. Yıllarca evde TV’den izleyip ‘’ya neden bu sandıklar hala açılmadı’’ diye saçmaladığım, sabırsızlandığım olmuştu. Bundan sonra asla olmayacak. Orada emek veren herkese saygım sonsuz. Müşahitinden, gözlemcisine, sandık üyesinden, başkana, avukatlara, Oy ve Ötesi ekibine selam olsun. Bu insanlar demokrasinin gelişip pekişmesine katkıda bulunan özverili insanlar.
Meclis seçim sonuçları belli oldu. Bakalım 28 Mayıs’ta millet kimi Cumhurbaşkanı seçecek?
Bilinç, bilgi ve birlik ile…