NASIL AMAZON İŞİNDE 30.000 EURO BATIRDIM (I)
ABD’den döndüğümde aklımda tek bir şey vardı. ABD’de ki ticaretimi devam ettirmek. AIRBNB (Subleasing) işinin, en azından bizim için, sonunun geldiğini biliyordum. Bir evden kovulmuştuk (evict edilmiştik) ve bir iki tanesinde de bıçak sırtında iş yapıyorduk. Türkiye’den bu oyunun devam ettirmem pek mümkün görünmüyordu. Artık oradan kazanılan paranın başka yerlere akıp dallanıp budaklanması gerekiyordu. Türkiye’ye döndüğümde ABD doları 6tl civarındaydı. (2018 Eylül Ekim). O dönemde artık TL kazanarak istediğim hayatı yaşayamayacağımı fark etmiştim. Maaşlı çalışarak, aile firması bile olsa milyon dolar kazanmamın olasılığı sıfırdı. Yanlış anlamayın emekçiye saygım sonsuz ancak Türkiye’de maaşlı çalışarak self made millionaire olamazsınız. TL 2 olsa da 3 5 20 30 50 olsa da bu imkansıza yakındır.
ABD’DEN TÜRKİYE’YE DÖNÜŞ VE KÂR ARAYIŞI
Aile işinde çalışmak kaderimdi. En azından o zamanlar öyle düşünüyordum. Ancak işimin yanında seri bir şekilde ABD’de yatırım yapmak için yanıp tutuşuyordum. ABD’de kazandığım paralar ve Türkiye’de borçlandığım paraları birleştirdim ve aç bir kurt misali girecek sektörler, işler, kazanılacak paralar aramaya başladım. 28 yaşında, ABD’de tam olarak aradığını bulamamış bir adam… Hayatı boyunca milyoner olmak istemiş ve bu arzu ve hırsla dünyanın öbür ucuna gitmiş ve tam ‘’oyun başladı’’ derken kaderin Türkiye’ye davet ettiği (biraz zorla da olsa) kişi…
TİCARET İÇİN DOĞANLAR
Para o dönemler benim için gerçekten müthiş bir motivasyon kaynağı oldu. Çoğumuz gibi. Bu amaçla ‘’tutku’’ ile bağlanılması gereken FİLM SEKTÖRÜNÜ kısa zamanda satarak iş iş iş diyerek motivasyonumu sağlamaya çalıştım. Warner Bros film okulunun ‘’Sound Stage’’inde ‘’Production Assistant’’ olmak kimilerini tatmin edebilir ancak bende ters bir etki yaptı. Bir egolu Fransız film aşığı ‘’DoP’’i filmle kendini tanıtsın diye ona amelelik yapmak hoşuma gitmedi.
SERMAYENİN DAĞILMASI VE YATIRIM İÇİN BORÇLANMA
Araştırmalarım ve karşıma çıkanlar sonucu üç farklı edinimim oldu. Yani kazancımı ve borcumu üç farklı dalda dağıttım. Birincisi, ABD’de çok ilgimizi çeken (ABD’de ki yol arkadaşlarım Arda ve Tunca ile) ancak üçümüzün sermayesinin yetmeyeceği ‘’Paylaşımlı Ofis’’ işiydi. Evet biz bu işi Türkiye’ye transfer etmek isteyen birkaç gençten biriydik. ‘’Bird’’i getirmeyi akıl edememiştik belki ama paylaşımlı ofis aklımına yatmıştı (Martı Türkiye’ye geldiğinde firma birkaç aya batar diye düşünmüştüm.) Doğru ortaklar bulup, doğru işleri yapınca WITHCO isimli İzmir Menşeili Paylaşımlı Ofis işletmesinin kurucu ortağı olduk. En küçük üç hissedar olarak… Bu paramın aktığı ilk yerdi. İkinci olarak otuzumdan önce sahip olmak istediğim ‘’benim için’’ başarı sayılacak bir ROLEX’e sahip olmaktı. Hayır lükse düşkün değilim ancak bir ROLEX’e sahip olmak benim için tam maraton bitirmek gibi bir haz verecekti (Şükür otuzdan az sonra maraton işini de çözdük). ‘’Self Bought ROLEX’’. Belki ‘’Self Made Millionaire’’ değil ama yine de fena değil, değil mi? Uzun araştırmalar sonucu İstanbul’da hoşuma giden, karakterimi yansıttığını düşündüğüm bir ROLEX’i bulup aldım (iki sene sonra aynı yere satacaktım). Bu ROLEX’i WITHCO’yu kurmadan önce ki İstanbul’da ki meslektaşları KOLEKTİF HOUSE gezerken (ajanlık yaparken) halletmiştim. O dönemde İzmir’de yaşıyordum yani. Neyse paramın ikinci kısmı da işte bu ROLEX’e aktı. Withco’dan hızlı para gelmeyeceğini biliyordum; o bir yatırımdı. En azından iki yıl para beklememeliydik. ROLEX’in de en azından o zamanlar DEĞERE DÖNÜŞEBİLECEĞİ aklımda pek yoktu. (Şu an biliyorum ki Rolex son on yılda Dow Jones’tan, Altından, Emlaktan daha fazla getiri elde ederek %200 kar ettirdi). En azından şu an böyle hatırlıyorum. Yani bu iki yatırımım da kısa zamanda bana para getirmeyecekti.
ABD’de dolar kazanmaya çok sevmiş olan benim canım sıkılıyordu. Aile işinden de neredeyse 2015’te bıraktığım kadar para kazanıyordum. Bunca yıl ve yakıcı enflasyona rağmen… E-TİCARET ABD’de ki son aylarımda yaptığım bir işti. 2. El kitap satmış 2000usd’yi cebe indirmiştim (bu para sonra bu yatırımların da kaynaklarından biri olacaktı). Çocukluk arkadaşlarım, ABD’de yol arkadaşlığı yapmış ve Türkiye dönüşünde WITHCO da ortak olduğum ve hala yakın arkadaş olduğum İKİZLERLE (ARDA – TUNCA) AMAZON’da nasıl satış yaparız konusunu ele almaya başladık. Onlar da ABD’de e-ticaret giriş yapmışlardı. Nasıl yapacağımızı, nereden başlayacağımız çözmek için sık sık toplandık planlar yaptık. Bilgilerimizi paylaştık. Ancak işin sonunda e-ticaret konusunda yollarımız ayrıldı.
Ben ABD’deyken HYRDO FLASK diye bir su matarası görmüştüm. Arkadaşım Caner AMAZON.COM’dan almıştı ve ondakini çok beğenip kendime sipariş vermiştim. Ürünün yüzeyi, yapısı, kullanılabilirliği çok hoşuma gitmişti. Basit bir üründü ancak ABD’de (o zamanlar) en iyi termos markasıydı. En revaçta desek daha doğru olacak. Ürünün paslanmaz çelik olduğunu öğrendim. Benim de aile işi dolayısıyla hayatım paslanmaz çelikle geçmiş, iş hayatına paslanmaz alıp satmayı öğrenerek başlamıştım. Satmak istediğim ürünlerin paslanmaz çelik olduğuna karar verdim. Zaten çok fazla tüketim malı olduğu için öyle ya da böyle bir kategori belirlemeliydim. Ben kategoridense ürüne odaklandım. Amacım basitti. Malı tanıyordum, yarı mamule ulaşımım kolaydı. Doğru ürünü bulduğumda üretim sürecinde de bulunabilirdim (sonradan görüşlerim değişecekti). Her şeyden önemlisi maddeyi gerçekten seviyordum. PASLANMAZ ÇELİK. Babamın değimi ile ‘’demir çeliğin pırlantası’’ (ya da bu tarz bir şeydi).
AMAZON’DA HANGİ ÜRÜNÜ SATSAM?
Ürün araştırmak uzun saatler ve göz yorgunluğu yapacak kadar bilgisayarda vakit geçirmek demek. 2018 ABD de AMAZONA girmek için müthiş bir zaman değildi. Yani her zaman her yere girilebilir ancak AMAZON KAYMAĞI sanıyorum ki 2018’den birkaç sene önce yenmiş, çoğu köşe başkaları tarafından kapılmıştı (bad tribe girmeyin her zaman yer vardır ve bu kardeşiniz size umuyorum ki anlatacak). Doğru ürünü bulmak için amazon.com da gezinmek lazımdı. Çeşitli tool’lardan (Hellium10, Jungle Scout vs.) yararlanmak lazım geldiği söyleniyordu (‘’Lazım Gelmek’’ tabiri eski Türkçe kitaplarda geçiyor bkz. Ziya Gökalp, Hüseyin Nihal Atsız J). Yani doğru ürünü bulmak için aylar yıllar bile harcayabilirsiniz çünkü Amazon bir deryadır. Şu an gerçekten Amazon ormanlarından farksızdır… Bende çok araştırdım, çok video izledim, çok okudum ve hepsinden çok; Kafa patlattım… Sonuçta sınırlı bir bütçem vardı ve onu batırmak en son isteyeceğim şeydi. Aslında UNIQUE ürünler bulmuştum. Çok bulmuştum. Taco Holder , Rose Water, Leather Coaster, Door Stopper vs. Çok satın mallar ancak ‘’henüz’’ yeterince rekabet oluşmamışlar…. Girmek içten bile değildi ancak bu metriklere bakarak rasyonel bir şekilde ilerleme fikri nedense beni heyecanlandırmadı. Youtubeların anlattığı ürün bulma stratejileri vesaire hoşuma gidemedi. Hellium10 ya da Jungle Scout’tan ürün bulma fikri kağıt üzerinde mantıklı gözükse de pratik olarak mantıklı gelmedi. Kendi yolumda ilerlemek benim için en doğru seçenek gibi gözüktü gözüme. Araştırmak yapmaktan sıkıldığımı fark ettiğimde iki seçenek vardı. Ya araştırmayı bırakıp e-ticaret işini salacaktım ya da bir ürün seçip balıklama dalacaktım. O sırada Çin’den bir tedarikçimizle görüşürken yarı mamül yanında termos bardak gibi ürünler de sattığını keşfettim. Borulardan Paslanmaz Çelik termoslar üretiyordu. Bu ürünü deneyeyim dedim. Belki marka oluruz… Hiçbir metrik olmadan. Ürün hoşuma gitmişti. Ürünü ABD değilde ilk başta TÜRKİYE getireyim diye düşündüm. Türkiye’de işi deneyecek ve başarılı olunca ABD’ye damlayacaktım. İşin gerçeği neden böyle bir düşüncede olduğumu bilmiyorum. Belki de esnaf mantığıyla davrandım. Ürünlerin bana gelmesi, ona dokunmak onu kendi depoma koymak istedim. Şu an çok saçma geliyor. Neyse ürünlerin Türkiye’ye getirme kararı aldım. Ortaksız tek başıma.
ÜRÜNLERİ ALMA VE İTHAL ETME SÜRECİ
Belirlediğim termos ve bardak ürünleri Türkiye’ye ithal edecek, ürünleri bizim şirketin deposuna koyacak ve ‘’E-ticaret imparatorluğunun’’ ilk taşlarını işte böyle döşeyecektim. Ürünler ÇİN’den gelecekti. Zaten ithalatçı işletme sahibi olduğumuz için konfor alanındaydım (patlayana kadar öyle hissediyordum). Gümrükçümüz vardı, Freight Forwarder’ımız vardı, depomuz vardı. Her şey hazır ve nazır bir şekilde sanki benim ‘’İş Bitirmemi’’ bekliyordu. Borç harç ÇİN’e sipariş verdim. Malların üretim süreci 3 aydı ve varışıyla birlikte toplam 4 ayı bulacaktı. Yani aslında bu işte bir tostçu açmak gibi saniyede para getirecek bir iş modeli değildi aslında (Önemli olan para kazanmak değil para akışı sağlamak olduğunu sonra öğrenecektim!). İşte, babamdan öğrendiğim ticaret modelini uygulamaktı amacım. Ürünlerin üretilişi ve gelişi 4 5 ayı buldu. Ürünler İstanbul Ambarlı KUMPORT limanına geldiğinde hiç tahmin edemediğim bir süreçte başlamış oldu. Evet açıp ta Gümrük Mevzuatı okumamıştım (cahilce), GTİP nedir, Gümrük Vergisi algısı nedir hiçbir şeyden haberim yoktu. Hatta bir şirketim bile yoktu. Yani mallar babamın şirketi üzerine geliyordu. Yani malzemeler üstünde bir hakimiyetim aslında yoktu. Ürünler gelince benim ürünlerin DENETİME TABİ olduğunu öğrendim. ‘’Tarım İl ve Orman İl Müdürlüğüne’’ gidecekti, ‘’Gıdaya uyumluluk deklarasyonu’’ verilecekti, ürünler için uygunluk alınacaktı vesaire. Ben her şeyi gümrükçü çözer diye ve babama güvendiğim ve TABİİ Kİ ACEMİ OLDUĞUM İÇİN pek bir şeyle ilgilenmedim. Burada bahsetmeyeceğim (ordino lobisi) ancak tam bir kılçık olan çeşitli cukka dertleri yüzünden Belki inanmayacaksınız ancak ürünler 1 yıldan fazla süre KUMPORT Limanında esir kaldı. Kimi gemi acentaların kimi kamu görevlileriyle olan münasebetinden dolayı Türk iş insanlarına nasıl çöküldüğünü bende değil de babamdan dinleyebilirsiniz. Neyse ben henüz ticaret dünyasında kendi işini yapmaya başlayan yeni biri olarak böyle bir saçmalıkla karşı karşıya kalmak istemezdim. Elbette Türk Yargısına olan güvenim sonsuzdur. Sonuçta malzemeler dava konusu oldu ve 3 4 ayda gelmesi gereken ürünler limanda esir oldu. Yani bu yatırımım hızlı para getirecekken beni esir etmişti. Düşünün borç ödüyordum her ay. Mallar ancak satılınca rahatlayacaktım ancak yatırımım tam bir BATIRIMA döndü. Bu borcu maaşımla karşılamak zorundaydım. Hem Withco için hem de yeni ticaretim olacak Termos Matara işim için… (Neden ROLEX Satılır? 🙂 )
HAYAT PLANLANDIĞI GİBİ GİTMİYOR
Ürünleri bir şekilde Türkiye’ye soktuk. Tabii ki sonuçta termos bu diyebilirsiniz. Ancak bir insan bir işi bilmediğinde o gerçekten çok zor geliyor. Tecrübe iyi bir Osmanlı Tokadının insanı kendine getirmesi gibidir. Şu an durum tabii ki farklı. Aynı zamanda o günlerden şunu çözdüm: Türkiye’ye insan girmesi kolay, mal girmesi zor; Avrupa’ya mal girmesi kolay insan girmesi zor… Maalesef güzel ülke Türkiyem de ÖZELLİKLE GÜMRÜK OLAYLARI sıkıntılı.
Neyse konuya dönecek olursak ABD’ye götürmem gereken malzemeleri kolayıma geldiği için Türkiye’ye getirmiştim. Ancak bu büyük bir hataya dönüşmüştü. Malzemeleri kendi şirketim üzerinden (O zamanlar yoktu) değil babam da olsa başkası üzerinden getirmem de hataydı. Sonuçta malıma hakimiyetim kısıtlanmış ve işleri hızlandırabilecek düşüncelerim olsa da maalesef onları deneme şansım olmamıştı.
Bugünlük burada keselim. Bir sonra ki bölümde mallar geldikten sonra ki Türkiye’de satışın nasıl ilerlettiğimi ve sonra yurtdışına açılmamı anlatacağım.
Bilinç bilgi birlikle…