17.04.2023
ESKİŞEHİR SEYAHATİ NOTLARIM
Bir Ankara İş Seyahati sonrası, İstanbul dönüşü yoluna geçmeden yine iş için Eskişehir’de iki gece konaklayacaktım. İşin aslı işim yalnız bir gündü ve Cuma gününe denk geliyordu. Ben bir gün daha kalıp Cumartesi günü şehri tanımak istedim. Eskişehir’e daha önce hayatımda hiç gitmiştim. İşin aslı Eskişehir hakkında çok fazla bilgiye de sahip değildim.

Eskişehir’e vardığımda akşam saatiydi ve kendimi otele atıp dinlenmeye koyuldum. Gün içinde 500k’ kadar yol yaptığım için dışarı çıkacak hali kendimde bulamamıştım. Ankara’dan Eskişehir’e gelirken önce Beypazarının en tepesinde bir müşteriye uğramıştım. Yollar tipi halinde karlı ve engebeliydi. Müşteriden çıktıktan sonra ise 2 3 saat köy yolu diyebileceğimiz bir yoldan yol almak durumda kalmıştım. Otele vardığımda aracım toz toprak içinde bir haldeydi. Araba aslında benim sonra birkaç gündür neler yaptığımı özetliyordu. Uzun süre araba kullanmış, o müşteriden bu müşteriye gitmiştim. Tabii akşamları keyifteydim o ayrı… Otele yakın bir restorandan ‘’Balaban Köfte’’ sipariş verdim. Köfte fena değildi ancak porsiyonu azdı. Sunumu özeldi.

Otelde dinlenirken Youtube’dan Eskişehir’de nerelere gidilir, ne yenir gibi videolar izledim. Bir gün sonra iş bitince neler yapmam gerektiğini biliyordum. Gündüzden müşterileri gezdim ve işim akşama kadar sürdü. Kimi toplantılar beklediğimden uzun sürmüş ve görüşmelerim nicelik açısından da beklediğimden fazla olmuştu. Normalde rahat bitiririm dediğim görüşmelerimden bir tanesine yetişememiştim bile. Görüşmeler yararlıydı. Uzun konuşmalar zihnimi yormuştu. Saat 18:00’e doğru yaklaşırken son görüşmemden çıktım ve artık biraz şehri gezmenin vakti gelmişti.


Hemen kendimi şehir merkezine, Porsuk çayının önüne attım. Youtuber’ların önerdiği ‘’Çiğ Börekçi Papağan’’a gittim. Çiğ börek gerçekten çok güzel ve aynı zamanda doyurucu idi. Ben normalde giriş olarak Çiğ börek yemeyi ve sonrasında güzel bir Balaban Köfte yemeyi hayal etmiştim. Ancak çiğ börek beni doyurdu. Porsuk çayında dolandım, aslanlı heykelleri dikkatimi çekti. Doktorlar Caddesini gezdim. Şehir insanlarının modernliği hoşuma gitti. Gençler akşama doğru şehri ele almaya başlarken ben hava karardığında usulca otelime doğru yol aldım. Otelde viskimi içip yotube’dan videolar izledim ve bir sonra ki neler yapmak istediğimi karar verdim. önce otelde güzel bir kahvaltı yapacak, oradan Odunpazarı Evlerini ziyaret edecek ve ardından Sazova Bilim ve Kültür Parkına gidecek ve sonrasında İstanbul’a doğru yol alacaktım.

Sabah kahvaltımı yapıp otelden ayrıldım. Odunpazarına Evleri bölgesine geldiğimde hemen Eskişehir’i nasıl da sevdiğimi idrak ettim. Arabayı park edip dolanmaya başladım. önüme çıkan ‘’Lületaşı Sergisi’’ beni derin düşüncelere itti. Bu lületaşını Türk milleti neden yeterince iyi tanıtamıyordu. Nasıl da güzel bir taştı bu. Ne güzel sanat eserleri ortaya çıkıyordu. Bir tane lületaşı alacağımdan emin oldum. Çarşıda biraz daha dolanıp bir sanatçının eserlerini gördüm. Eskişehir’i sevdiğim için oradan bir hatıra almak benim için bir şart olmuştu. Sanatçıdan bir İzmir çizimi birde Şahmeran resmi aldım. Şahmeran resmini İzmir’de ortağı ve kardeşi olduğum 5fil’in CEO’su Yonca’ya hediye edecektim. İzmir tablosu ise ofisime koyacaktım. Odunpazarı Evlerini gezerken Eskişehir halkınının çoğunun Kırım Tatarı olduğunu öğrendim. Türk vakfı da bu bölgeye belli ki önem veriyordu. Heryerde Türklük ile ilgili vakıflar ve Kırım Tatarı bayrakları asılı idi. Zaten Eskişehirden kimle konuşsam kökü Kırım Tatarı çıkıyordu. Odunpazarında Mustafa abi diye bir arkadaş edindim. Kendisi Lületaşı sanatçısıydı ve onunla lületaşı hakkında uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Ondan lületaşından bir pipo aldım. Üstünde ki adamı Anadolu Fatihi ‘’Alparslana’’ benzettim. Mustafa abi de Türkçüydü. Parmağında bozkurtlu ve çift başlı kartallı yüzüğü vardı ve bozkurt olduğunu üretmiş olduğu eserlerden anlayabiliyordunuz. Mustafa abi Eskişehir’den ilk arkadaşım oldu. Numarasını aldım ve iş için ara sıra İstanbul’a geldiğini öğrendim. Geldiği zaman görüşme sözü verdim.

Odunpazarından çıkıp Sazova Parkına doğru yol aldım. Arabaya park ederken bir baba ve oğulla tanıştım. Alper ve oğlu Alican… Alper üniversitede akademisyenmiş onunla parka doğru ilerlerken sohbet ettik. Alper parka oğluyla top oynamak için gelmişti. Sohbetimiz sırasında makine mühendisi olduğunu öğrendim. Her ihtimale karşı kartvizimi uzattım. Parkta beraber yürürken Sabiha Gökçenin uçağına denk geldik. Bildiğiniz gibi Eskişehir havacılık sanayii’de önder şehirlerimizdendir. Bunun sebebi de havacılık üssünün Eskişehirde olmasındandır. Alper dedi ki ‘’Unutma teknoloji savunma sanayi ile başlar’’. Para savunma sanayiine akar. Alper ve Eses formalı Alican ile ayrıldık ve ben Türk Müzesine gittim. Eskişehirin Türkçü bir kent olduğunu gördüğüm için ayrı sevmiştim zaten şehri. Türk Müzesinde gezdim. Yotube’a video atacaktım ki telefonumun şarjı bitti. Türk Müzesi de etkileyiciydi. Müzeyi gezdikten sonra parkta biraz daha dolanıp İstanbul’a doğru yol aldım.

Eskişehirin enerjisini sevdim. İnsanlarını sevdim. Bir daha kesinlikte çokta geç kalmadan bu Eskişehir’e geri gideceğim. Anadolu’da ki modern şehir olarak aklımda kalacak bir şey oldu benim için.
Bilinç, bilgi birlikle…