6 Şubat Türkiye Depremi Üzerine

Okuma Süresi: 4 dakika

6 Şubat Türkiye Suriye Depremi Üzerine

 

Bazı acıların tarifi yoktur. Bu acılardan en büyüğü de başkalarının acı çektiğini bilirken yaşamaya devam etmek zorunda olmaktır. Alınan nefes haram olmuştur. Dünya’da her an bir felaket yaşanıyor ancak bu felaket vatan dediğimiz toprakları vurduğunda, kardeşim dediğimiz insanları vurduğunda acı kat be kat artıyor. Boğazlar düğümleniyor; yemek yemek, su içmek, uyumak haram oluyor. Bir başkası can mücadelesi verirken sıcak evde oturmak dehşet bir hale sokuyor insanı…

 

5 Şubat 2023. Saat öğleyi biraz geçmiş. Günlük sporumu yapmışım ve bir gün sonra başlayacak olan iş seyahatimi için bagajımı hazırlamaya başlamışım. Yardımcı hanımefendinin ütülemiş olduğu gömlekleri tek tek bir daha ütülemiş, en sevdiğim takım elbisemin üstüne Türk bayrağı rozetini takmış, üç dört gün giyecek olduğum eşyalarımı çantama doldurmuşum. Müşterilere vereceğim promosyonları daha Cuma gününden kalacağım otele kargolatmıştım. Yanımda taşımak istemedim. Biraz yorgunluk vardı. Çünkü içinde bulunduğum hafta İzmir Tire bölgesine firma ziyaretlerine gitmiştim. İçinde bulunduğum dönemde ziyaretlerimi artırmak istemiştim. Amacım da Gıda sektöründe ki kısıtlı müşteri potansiyelimizi artırmaktı. Bu hafta da yine Gıda fabrikalarını dolaşacaktım. İstikamet ise Gaziantep ve Kahramanmaraş’tı…

Daha önce bu iki şehre de gitmediğim için epey heyecanlıydım. Hem potansiyel müşterileri gezecek hem işimi geliştirecek başka görüşmeler yapacak hem de vakit buldukça şehirleri tanıyacak güzel güzel yemekler yiyecektim. Nedense yurdumun doğu kısmı bana her zaman heyecanlı gelmiş insanları hep bir ayrı güzel gelmişti. Ben daha şimdiye kadar o bölgede ancak Adana’ya gidebilmiştim. O da iş için tabii. Adanalı insanları da hep sevmişimdir. Şimdi komşu Antep’le kavuşacak ve hemen ardından Maraş’ı tanıma fırsatı bulacaktım. Çantamı topladıktan sonra ekibimin benim için ayarlamış olduğu fabrikalar hakkında internetten bilgi topladım. Web sitelerinde, gazete haberlerinde, başka yazılarda görüşeceğim şirketlerin ne ürettiğini ne kadarlık bir ihracat yaptıkları, şirketlerinde kaç kişi çalıştığı gibi bilgileri edinmeye çalıştım. Görüşmelerde sessizlik oldu mu bilgilerimi patlatacak ve ortamın ısınmasını sağlayacaktım. Çok güzel görüşmeler olacaktı. Hissediyordum. Sanki yıllardır beni çağıran Güney Doğu bölgesine kavuşma vaktim artık gelmiş de çatmıştı. Heyecanlıydım.

İstanbul’da hava berbattı. Kardeşim Yonca ve arkadaşı Ege İtalya’dan moda haftasından İstanbul aktarmalı İzmir’e uçacaklardı. Yonca İzmir uçaklarının hava muhalefeti sebebi ile iptal olduğunu söyledi. Dışarda buz bir var var be tipi gibi kar yağıyordu. Benim uçağım da ertelenecek miydi? THY sitesine girdiğimde uçağımın ertelenmediğini gördüm. Ancak birçok uçuş iptal olmuştu. Yonca, Ege’yle birlikte benim eve geleceğini bir gün bende kalacağını söyledi. Birkaç saat sonra uçağı İstanbul havalimanına varış yaptı. Saat 22:00 sularıydı. Onları beklerken işlerimi toparladım. Kendimi birkaç saat sonra ki uçuşuma psikolojik olarak hazır ettim. Uçağımı çok erken saate almıştım. Saat 7:00’de kalacak ve 8:40’tı Antep havalimanına varacak ve hızlı şekilde otele girip promosyonları alıp müşteri ziyaretlerine atılacaktım. Ara ara Sabiha Gökçen sitesine giriyordum, durmadan uçuşlar iptal oluyordu. Benim uçuş daha iptal olmamıştı. Olmaz diye kafamda kurguluyordum. Sebebi yoktu. Sadece iptal olmasını istemiyordum. O kadar 4 gün müşterilerle görüşme planı yapmış, otel ayarlamış, araba kiralamış kendimi iş seyahatine hazırlamıştım. İptal olması gerçekten beni üzecekti.

Yoncalar saat gece 01:00 sularında ancak benim eve vardılar. Ben de o saate kadar uyuyamamıştım. Onlar geldiğinde onları eve yerleştirip yine yatağa yattım. Bir türlü uyku tutmuyordu. Dolunaydan mı kaynaklanıyordu? Yoksa uçağa yetişmem gerekiyor diye kendimi germiş de uyuyamamış mıydım? Tek bildiğim gerçek bir damla bile uykum olmadığıydı. Yoncalar uyumuşlardı bile. Ben bir plan yaptım. Hiç uyumayarak havalimanına gidecek ve orada artık uçakta 1.5 2 saat uyuma fırsatı bulacaktım. Uykusuz iş görüşmeleri yapacak çok zorlanırsam bir iki görüşmeyi bir sonra ki güne ötelerdim. Ancak saat 2:30 civarında tekrar Sabiha Gökçen sitesine girdiğimde uçağımın iptal olduğunu gördüm. Bir yerde rahatladım. Çünkü uyuya kalmaktan korkuyordum. Sonra uyumuşum.

Sabah 7:00 gibi uyandım. Babamın mesajını gördüm ‘’Antep’te misin? Olanları duydun mu?’’ ‘’Ne olmuştu?’’. Telefon çaldı. Arayan babamdı. Antep’te büyük bir deprem olduğu söyledi. Olayın ciddiyetini o an anlamadım. Aslında sanıyorum ki kimse daha olayı kavrayamamıştı. Ben babama İstanbul’dayım dedim ve seri duşa girip işimin başına koyuldum. Çok zaman geçmeden depremin birçok ilimizi kapsadığını öğrendim. Kahramanmaraş merkezli deprem. Adana’da yaşayan bir iş arkadaşımızın evinin hasar gördüğünü öğrendim. O gün çalışamayacaktı. Ve gazeteleri sosyal medyayı takip ettikçe bir felaket yaşandığının farkına vardım. ‘’Allah’ım ne oluyor?’’

Haberleri dinledikçe, neler olup bittiği hakkında daha fazla bilgi öğrendikçe her vatandaş gibi benim de nutkum tutuldu. Olaylar abartılıyor muydu yoksa gerçekten orada 99 felaketi gibi bir felaket mi yaşanıyordu. 99’da çocuktum hiçbir şey anlamamıştım. Tek bildiğim Yalova’daki akrabalarımın evsiz kaldığıydı. Saatler dakikalar geçmez oldu. Kendimi çok kötü hissettim. Yapabileceğim bir şey yoktu. Basıp Maraş’a mı gitmeliydim? Sosyal medyada bölgeye şahsi gidilmemesi gerektiği konuşuluyordu. Önce Türk milleti ardından dünya ne olduğunu kavramaya çalışıyordu. Türkiye ve Suriye’nin kuzeyi vurulmuştu. Komplocular ortaya çıkmış HAARP diye haykırıyorlar, jeologlar daha berbat bir depremin İstanbul’da patlak vereceğini söylüyor, ABD gemisi Türkiye’ye saldıracak diye saçma sapan dedikodular yayılıyor ve en kötüsü de insanlar enkaz altında can mücadelesi veriyordu. Allah’ım bu nasıl bir aciziyetti. İki dakikalık deprem bize nasıl da bu kadar acı yaşatmıştı. Binlerce insanın yaşamını söndürmüş, on binlercesinin hayatını karartmıştı. Daha 2021 yılında İzmir depremini yaşamıştık. Ben de deprem anında İzmir’deydim. Ancak bu deprem farklıydı. Kimine göre 7.7 kimine göre daha fazlaydı. Artık oradaki canlar kurtarılana kadar Türk milletine uyku haram olmuştu.

Yaşanan felakete müdahale edememek, orada nefes almaya çalışan hayata tutunmaya çalışan insanlara bir katkı sağlayamamak içimde dehşet bir acının oluşmasına sebep oldu. Yemek yemek, uyumak, nefes almak artık haram olmuştu. Çaresiz bir şekilde işlerin nereye varacağını izlemeye koyulduk. Elimizden geldiğince de yardım etmeye çalıştık. Orada ki insanlara empati yaparken tüm ülkeyi bir korku saldı. Eğer buraya da deprem olursa? Bende birinci katta oturuyordum. Ezilip hayata depremle veda edebilir miydim? İnsan düşünmeden edemiyordu. Orada kaç hayal sahibi, umudu olan gencin hayatı kararmıştı. Artık günlük dertlerden uzaklaştım. Kendi hayallerimin bir önemi kalmamıştı. Ölüm ensemdeydi. Felaket tellalları medyada yerini alıyor. İstanbul’un her an vurulacağını söylüyordu. Sevgilim bir süre İstanbul’u terk etmemi istiyordu. Tüm ülkenin psikolojisi çökmüştü. Dünyanın her yerinden gelen destekler ise biraz olsun insanı mutlu ediyordu.

Ya rabbi nasıl bir coğrafyada yaşıyoruz? Böyle cennet bir vatanın neden bitmek bilmez dertleri var? Ben başka memleketlerde de yaşadım. Bu kadar acının olduğu bir yer görmedim. Enflasyon, adaletsizlik, liyakatsizlik, terör, güvenlik açığı ve bunlara Allah’ın değil ama İNSANIN felakete sebep oldurduğu depremler… Bu ülkede durmadan deprem olacağı zaten belli. Neden devlet gerekli önemi almıyordu. Neden kimi müteahhit işlerini doğru yapmasını sağlamıyorlardı. Neden düzgün şehir planlaması yapılmıyordu. Neden ezilen, ölen halk olmak zorundaydı? Vatan bir cennet olsa da üzerinde yaşayan biz burayı maalesef hak ettiği şekilde yönetemiyorduk. Bir sonra ki depremde ne fark olacaktı? Maalesef bir fark olması için büyük bir değişim olması gerekiyor. Ancak halk bu değişimi talep etmedikçe rahmetli olan 40 binden fazla vatandaşımızın ölümü yalnız bir felaket olarak kalacak. Fakirin ekmeği umuttur. Ancak ben yine de inanıyorum ki biz bu badireyi atlattık sonra bir şekilde yükseleceğiz. Korkma…

Vefat etmiş olan herkese Allahtan rahmet ve yaşam mücadelesi veren tüm depremzedelere acil şifa ve hayatlarının ve zihinlerinin seri şekilde normale dönmesini dilerim.

 

Bilinç bilgi birlik ile…

Ben Ogün Bence bu blogu açarak güzel bir hareket yaptım. Okumayı ve yazmayı oldum olası sevmişimdir. Artık ailem mi kazandırdı okulda mı kazandım bilmiyorum ama çocukken öncelikle okuma olayı hoşuma giderdi. İlkokulda Harry Potter ve benzerleri gibi romanlar okurken lisede romandan ziyade nasıl kendimi geliştiririm gibi kitaplar okumaya başladım.

Bir cevap bırakın:

Your email address will not be published.

Site Footer