07.11.2022
Kendi Gerçekleştirmek Aydınlık Değil Karanlık Bir Yolda Yürümekten Geçer
Bugün size bir hikaye anlatacağım. Daha doğrusu başımdan geçen bir olay anlatacağım. Amacım bir sonuca varmak. Sonucu baştan söyleyeyim: Ne olursa olsun, bir çıkış yolu vardır. Kendini gerçekleştirme yolun aydınlıkta değil karanlıkta yürümekten geçer.
Durum yaşanmadan birkaç sene önce kendimi film çekmem gerektiği konusunda ikna etmiş ve bu yolda ABD’ye gitmiştim. Amaç belli; kafamda ki müthiş komedi filmini çekmek için önce film çekmeyi öğrenmek. Bu hayali ilk kurduğumda her şey çok basit, zaten yazgımda olan bir şey gibi gelmişti. Cehalet, kötü anlamda değil, saf bilgisizlikten kaynaklanan cehaletim beni gerçek manada cesur olmaya itmişti. Eğer önümün karanlık olduğunu bilseydim belki tek bir adım bile atmaz yaşıyor olduğum ortama hayatı yaşamaya devam ederdim. Sonuçta karnım doyuyor, yatacak yerim var ve beni seven insanlar etrafımda mevcut idi. Ancak Maslow abimizin de söylediği gibi kafamızda ki bir kılçık bunların yeterli olmadığını ve daha büyük işler yapmam gerektiğini kafama işlemekteydi. Tabii bir film çekmek egoma hizmet edecekti ve aynı zamanda dünyayı değiştirmeme, zihnimdekileri dünyaya haykırmama olanak sağlayacaktı. Milyon dolar kazanmak da tabii ki amaçlarım arasındaydı.
Yönetmenlik okulunda hep çekimser oldum. Yani hocaların verdiği küçük ödevleri yapabileceğimden daha küçük bir ekiple hatta ekürimle çekiyordum. Kamerayı ben tutuyor, oyuncuları arkadaşlarım yapıyordum. Çünkü okulda, benimle aynı amacı taşıyan potansiyel filmcilerle film çekecek kadar yakınlaşmamış , daha doğrusu film çekmeme yardım etmelerini teklif edecek cesareti, (her nedense!), bulamamıştım. Tek istediğim ödevimi yapıp hayatıma devam etmekti. Öyle de yapmıştım. Bu şekilde 1,5 sene geçirdim. 5 6 tane kısa, fazlasıyla amatör, filmi çekip ödevleri verdim.
Ancak final ödevi, tez filmim diyelim, bu şekilde olamazdı. Final ödevi gerçek bir kısa film çekmek idi. 1 senedir biz bu filmi çekmeye odaklamıştık. Kısa filmler yazdık, film nasıl çekilir öğrendik. Hocalar öğrenmemiz gereken her şeyi bize anlatmıştı. Yine istesem kolpadan bir film çeker ve okuldan mezun olurdum. Sonuçta neden olmasın değil mi? Ancak bu sefer olaya farklı bakmak istedim. Bu sefer, ilk defa, düzgün bir film çekerek boş adam olmadığımı kendime ve dünyaya kanıtlama amacı ile yanıp tutuştum. Türkiye’ye döndüğümde de elimde bir iş olması gerektiğini biliyordum. Ekip kuracak, para ezecek (babam sağolsun) ve deli gibi çalışıp ortaya bir eser çıkartacaktım. Bunları gerçekleştirmek için bir, ya da birden çok derdim vardı. Elimde bir senaryom yoktu ve okulda 1,5 senede bir tane bile benimle iş yapacak arkadaş edinmemiştim. Yani 1,5 sene sonunda film çekme açısından senden (filmci değilsen) pek farkım yoktu. Tek fark amaca odaklanmış olmamdı. Unutma kişi amaca odaklandığı zaman, evren onun amacını gerçekleştirmek için çalışır. Tinder üzerinden tanıştığım bir Türk kadını olan yapımcı ile iletişim kurdum ve bir yapımcıya ihtiyacım olduğunu söyledim. Öyle bir kadındı ki, pek çok kötü özelliği karşısında müthiş; daha doğrusu benim bulunduğum noktada ki bir kişi için emsalsiz bir kişiydi. O, filmimde çalışacak ekibi bana kuracak kişiydi. Bir senaryom yoktu. Ne yazsam çöp oluyordu. ‘’İlk Kısa Film Senaryosu’’ dersine genelde kafam güzel katıldığım ve senaryoma olan eleştirilere pek açık olmadığım için diğer sınıf arkadaşlarım çat çat senaryolarını bitirirken ben yaşananları dalgaya almakla yetinmiştim. Yumurta topuğa dayandığında, yani artık filmi çekmeye 1 2 ay kaldığında (canım kültürüm) bir köşeye çekildim ve durmadan senaryolar yazdım. Bir tanesi hoşuma gitti, başkalarının da hoşuna gittiğini görünce o senaryoya tutundum. Berbat bir İngilizce gramerim olduğu için her zaman senaryomdan şüphe ettim. Bir şeyler hatalı mı? (Herhalde hatalı). Filmimde oynayacak kişilerin çoğunun ana dili İngilizce olacaktı. Yazar ve yönetmenin hatalı bir dil kullanması komik bir durum olmalıydı. Bu bile pes etmek için yeterli bir neden olabilirdi. Ekip kurmak, oyuncuları seçmek, senaryoyu netleştirmek, lokasyonları belirlemek ve bir filmin her karesini zihninde canlandırmak… Hayır bu iş filmlerde durduğu gibi ‘’cool bir şekilde’’ ilerlemiyor. Düşük bir bütçeli filmin başındaki kişi olmak pek çok dertler uğraşmak anlamına geliyor. Bilinmezlik denizinde sanki her an her şey bok olacakmış gibi adam akıllı uyuyamadan hayata devam ediyordum. Yalnız film değil tabii ki hayatta kalmak için çalışmam da gerekiyordu.
Birçok görüşmelerin sonucunda ekibi kurdum, oyuncuları belirledim, senaryoyu netleştirmek için İngilizce hocalarım dahil (Teşekkürler David!) birçok oturuş gerçekleştirdim. Film çekimine her gün yaklaştıkça benim korkularım büyüyor, sanki filmi yönetemeyecek, hatta beraber duruma düşecekmişim korkusunu taşıyordum. Görüşme yaptığım herkes sanki bana üstten bakıyor, ‘’bu bir şey bilmiyor’’ düşüncesine kapılıyordu. En azından ben iç dünyamda dışarıyı böyle görüyordum. Ne kadar okusam, ne kadar hayal etsem, ne kadar düşünsem de kafamda toparlayamıyordum. Oyuncu seçimleri sırasında Joe diye adamı bir role seçmiştim. Joe San Diegolu 55 60’lı yaşlarında beyaz bir Amerikalıydı. Cool bir adamdı. Yapımcım ve hocalarım filmden önce önemli oyuncularla buluşup konuşmam gerektiğini söylemişti. Ne konuşacaktım amk! Ama her biriyle görüşmek için hem filmin büyük kısmının çekileceği yer olan Marina Del Rey’de ki evimin sitesine çağırdım. Görüşmelerde genelde oyunculara ne soracağımı ya da onları ne şekilde yönlendireceğimi bilmiyordum. Neyse bu Joe geldi ve onunla sitenin bir köşesinde Marina’ya nazır bir şekilde oturduk. Joe orada berbat bir senaryo olduğu birçok hata olduğunu, onun canlandıracağı rolde ki ‘’unique’’ kelimesini kullanmak istemedi gibi şeyler söyledi (O zaman neden burdasın G.I Joe?). Sanki Joe benim otoritemi yıkmak için ortaya çıkmış, bilge bir kişilik olarak gözüme görünüyordu. Bu Joe aynı zamanda oralı olduğu için de kendimi az kötü hissediyordum. Onun dili, onun ülkesi, onun oyun. Be Ogün’üm, senin burada ne işin var? Ekibimden en önemli şahsiyetler olan Cinematographer ve Prodcution Designer’ım sanki beni sallamıyor talimatlarımı yerine getirmiyor, Cinematographer çekim planında ki hatalarımı söylüyor ve beni değil sanki Assistant Director olan Sean’ı dinliyordu. Yani ne oyuncuların kontrolü ne de ekibin kontrolünü kendimde hissetmiyordum. Senaryonun hiçbir zaman bitemeyeceğini düşünüyordum (sonradan öğrenecektim ki hiçbir senaryo çekilene kadar tamamen bitmemiştir.)
Film çekimi günü yaklaştığında artık evimin bir kısmı film setine döndüğünde setten ürküp arkadaşım Caner’in evine gittim. Onda içip içip sarhoş oldum ve onun evinde kalmak istediğimi söyledim. Caner’im benim horladığımı bildiği için bu istediğimi kesinlikle kabul etmedi. Ne kadar zorlasam da gecenin ilerleyen saatlerinde kapı dışarı edilmiştim. Caner’in evinden kendime evime yürürken yolda kustum ve berbat bir adam olduğumu düşündüm. İki gün sonra çekim vardı ve ben ağır sıçacaktım.
Filmim çekilmeden önce ki son derse gittim. Derste ismini şimdi çıkartamadığım son 3 ayda aynı sınıfı paylaştığım, aralarda sigara içip sohbet ettiğim İsrailli, rahat ve sempatik bir karakteri olan arkadaşımla filmin çekilmesine çok yaklaştığını bildiren ve ben hariç sette herkesin profesyonel olduğunu ve sanki birileri beni yarı yolda bırakabilir düşüncesinde olduğum ve gerçekten korku içinde olduğumu itiraf edercesine ona içimi döktüm. Biladerim bana dönüp, çokta kasmanın bir manası olmadığını hatta kimsenin özel olmadığını her şeyin güzel geçeceğini söyledi. Aslında büyük bir konuşma yapmamıştı. Yalnız ders arası 5 dakika sohbette beni kısaca rahatlatacak bir iki şey mırıldanmıştı. İçimden, ‘’sen öyle san ‘’bad trip’’te olan benim’’ dedim. Belki de dışımdan… Biladerim bana orada tam ne söylediğini aslında hatırlamıyorum yalnız verdiği hissiyat, etrafımda ki kimsenin benden üstün olmadığı ve benim bu işe gerçekten zaman harcadığımı idrak etmem gerektiğiydi. En azından ben böyle anladım.
Bir iki gün geçti ve film seti günü geldi. Film çekildi, bazı şeyler iyi bazı şeyler kötü gitti ve tabii ki film istediğim gibi gitmedi. Ancak işin sonunda başarılı bulduğum bir film ortaya çıktı ve kendime ben bu işi başardım diyebildim. Oyuncularla ekip toplam 30’da fazla kişiyi yönettim. Artık gerçek manada ‘’First Time Director’’ olmuştum. 2 3 ay içinde ve en önemlisi çekim günleri 3 gün boyunca akıl almaz bir tecrübe edinmiştim. Başka bir ülkede, başka bir dilde, farklı kültürden çoğunun benden daha fazla film deneyimi olan insanların bulunduğu bir orkestrayı yönetme görevi bana verilmişti. Bu görevi yapabildiğim en iyi şekilde yaptım. Gerçekten çok acı çektim. Son gün (film çekimi 3 gün sürmüştü) Production Designer, İspanyol tatlı kız bana gelip, ilk filme göre çok iyi bir çıkarttığımı söylemesi hoşuma gitti. İşin aslıda 3. Günün sonunda son bir iki sahnede artık ortamdan kopmuştum bile. ‘’Bitse de gitsek!’’.
Aradan yıllar geçti ve bu hikâyeyi en kısa haliyle yazmak istedim. Ne ders mi çıkarttım? Şimdi artık film çekmiyorum ancak bir iş insanıyım ve yönetmem gereken işler ve insanlar söz konusu. Her gün karşıma vermem gereken yeni bir sınav çıkıyor. Bilmediğim çok şey var. Karanlıkta yürümeye devam ediyorum. Evet hatalar yaparak, kimi zaman kırıp dökerek ilerliyorum. Ancak biliyorum ki kimse benim asil amacımdan daha üstün olamaz ve bu karanlık ne olursa olsun, hangi durumda olursam olayım beni bir sonra ki oyuna taşımak için önümde duruyor. Olaylar ve insanlar hangi koşulda olursa olsun, amaçladığım şeyi gerçekleştirmem için, önümde duramaz. Zaten insan idrak etmeli ki tek savaş insanın kendiyle olan savaştır. Film projesinde ve diğer tecrübelerde dünya yalnız benim (senin) perspektifimden, gerçekliğimden başka bir şey değil. Hayır bu dünya seni dümdüz etmek için dönmüyor. Tecrübe etmek için buradayız, tecrübe de ilerlemek için…
Ee, filmimi merak ettin? Buradan ulaşabilirsin
Bilinç bilgi ve birlik ile…
2 comments On Kendi Gerçekleştirmek Aydınlık Değil Karanlık Bir Yoldadır
Paylaşımlarınız oldukça bilgilendirici ve motive edici ve hayattaki hedeflerimizi gerçekleştirmek için destekleyici . Hayatımızın amaçlarını gerçekleştirmek önemli ilk önce kendi hayatlarımıza odaklanmak gerekli ancak duyarsız şekilde incitmeye de değer mi bilinmez, hayattaki asıl amacınızı nihayetlendirdiğinizde kırıp döktüğünüz şeylere değer umarım .
merhaba Açelya, değerli yorumun için teşekkürler!