GİRİŞ
Size dünyanın en tuhaf sırrından bahsetmek istiyorum.
Birkaç yıl önce, Nobel ödüllü Dr. Albert Schweitzer Londra’da bir röportajda bir gazeteci tarafından şöyle bir soru ile karşılaşmıştı:
“Doktor, sizce günümüz insanlarının sorunu nedir?”
Namıdiğer doktor bir an sessiz kaldı ve ardından şu cevabı verdi:
“En basit anlamı ile insanlar düşünmüyorlar!”
İşte bugün bu konu hakkında konuşmak istiyorum.

Altın Çağ ve Kaçırılan Fırsatlar
Bugün altın bir çağda yaşıyoruz. İnsanların binlerce yıldır hayalini kurduğu, beklediği ve uğruna çalıştığı bir dönemdeyiz. Ancak, biz altın çağı neredeyse hafife alıyoruz.
Biz Amerikalılar, tarihte şimdiye kadar var olmuş en zengin topraklarda yaşama ayrıcalığına sahibiz – herkes için sınırsız fırsatlar sunan bir ülke burası.
Peki ya ne oluyor?
25 yaşında hayatlarına eşit şartlarda başlayan 100 kişiyi ele alalım. 65 yaşına geldiklerinde bu kişilere ne olacağını tahmin edebilir misiniz? Bu 25 yaşındaki 100 kişinin hepsi ileriye baktıklarında başarılı olacağına inanıyorlar.
Bu kişilerin herhangi birine “Başarılı olmak ister misiniz?” diye sorsanız, size kesinlikle olumlu cevap verir. Hayata karşı heyecanlı olduklarını fark edersiniz; gözlerinde bir parıltı, duruşlarında bir diklik vardır ve yaşam onlar için heyecanlı bir macera gibi görünür.
Ama 65 yaşına geldiklerinde, sadece 1’i zengin olacak. 4’ü mali olarak bağımsız olacak, 5’i hâlâ çalışıyor olacak ve 54’ü batik halde olacak.
Şimdi bir düşünün; 100 kişiden sadece 5’i başarıyı yakalıyor. Peki, neden bu kadar çok kişi başarısız oluyor?
25 yaşındaki o parlaklık ne oldu? Hayaller, umutlar, planlar nerede? Ve bu insanların amaçladıkları ile başardıkları arasındaki bu büyük uyumsuzluğun sebebi nedir?
Başarıya ulaşan %5’ten bahsediyoruz, o halde başarıyı tanımlamamız gerekiyor. İşte şimdiye kadar bulabildiğim en iyi başarı tanımı:
Başarı, değerli bir idealin kademeli olarak gerçekleştirilmesidir.
Eğer bir insan önceden belirlenmiş bir hedefe doğru ilerliyorsa ve nereye gittiğini biliyorsa, o kişi başarılıdır. Eğer bunu yapmıyorsa, başarısızdır. Başarı, değerli bir idealin kademeli olarak gerçekleştirilmesidir.
Saygın bir psikiyatr olan Rollo May, “Man’s Search for Himself” yani İnsanın Kendini Arayışı adlı harika bir kitap yazmıştır. Bu kitapta şunu söyler:
“Toplumumuzda cesaretin zıttı korkaklık değil, uyumluluktur.”
İşte bugün karşılaştığımız sorun budur: Uyum. İnsanların nedenini bilmeden ya da nereye gittiklerini anlamadan herkes gibi davranmalarıdır sorun. Bir düşünün.
Şu anda Amerika’da 65 yaş ve üzeri 18 milyondan fazla insan var ve çoğu iflas etmiş durumda. Yaşamın temel ihtiyaçları için başkalarına bağımlılar.
Okumayı yedi yaşına kadar öğreniyoruz. Genellikle 25 yaşına kadar geçimimizi sağlamayı öğreniyoruz. Çoğu zaman bu yaşa geldiğimizde sadece geçimimizi sağlamakla kalmıyor, bir aileye bakıyoruz. Ama 65 yaşına geldiğimizde, tarihin gördüğü en zengin ülkede mali bağımsızlığı nasıl elde edeceğimizi öğrenemiyoruz.
Neden? Çünkü uyum sağlıyoruz.
Sorun şu ki, yanlış yüzde grubuna uyum sağlıyoruz – başarıya ulaşamayan %95’lik dilime. Peki, bu insanlar neden uyum sağlıyor?
Bunu sebebini gerçekten bilmiyorlar.
Bu insanlar, hayatlarının dışsal güçler, başlarına gelen olaylar veya dış çevre tarafından şekillendirildiğine inanıyorlar. Yani, dışın yönlendirdiği insanlar.
Bir keresinde, birçok işçinin dahil olduğu bir anket yapılmıştı. Bu adamlara şu sorular soruldu:
“Neden çalışıyorsunuz?”
“Sabahları neden kalkıyorsunuz?”
20 kişiden 19’u bu sorulara net bir cevap veremedi.
Eğer onlara bu soruyu sorsanız şöyle derlerdi:
“Herkes sabah işe gidiyor.”
Ve işte bu yüzden yapıyorlar – çünkü herkes bunu yapıyor.
Başarı tanımımıza tekrar göz atalım. Kimler başarılı olur?
Başarı, değerli bir idealin kademeli olarak gerçekleştirilmesidir. Başarılı kişi, “Ben şu olacağım,” diyen ve ardından bu hedefe ulaşmak için çalışmaya başlayan kişidir.
Başarılı insanların kimler olduğunu söyleyeyim:
• Öğretmen olmak isteyen ve bunu yapmak için çabalayan bir öğretmen başarılıdır.
• Eş ve anne olmayı isteyen ve bunu iyi bir şekilde yapan bir kadın başarılıdır.
• Mahalledeki benzin istasyonunu işleten bir adam, eğer bu onun hayaliyse ve bunu gerçekleştiriyorsa, başarılıdır.
• Şirketinde kendini geliştiren ve üst düzey bir satış elemanı olmayı hedefleyen başarılı bir satış temsilcisi başarılıdır.
Başarı, bir insanın, önceden belirlenmiş bir işi kasten yapmasıdır – çünkü bunu kasten yapmayı seçmiştir. Ancak, 20 kişiden yalnızca 1’i bunu yapar. İşte bu yüzden bugün rekabet diye bir şey yok – yalnızca biz kendimiz için rekabet yaratmadıkça.
Rekabet etmek yerine üretken olmak yaratım içinde olmak gerekiyor.
20 yıl boyunca, bir insanın hayatında neler olacağını belirleyen kilit bir değişken olup olmadığını araştırdım. Şunu bilmek istiyordum: Geleceği büyük ölçüde tahmin etmemizi sağlayacak bir kilit var mıydı? Eğer bir kişi bu kilidi bilirse ve o kilidi nasıl açacağını öğrenirse, başarılı olmayı garanti edebilir miydi?
Cevap: Evet, böyle bir kilit var. Ve ben onu buldum.
Hiç merak ettiniz mi, neden bazı insanlar çok çalışır ve dürüst bir şekilde gayret gösterir ama hiçbir şey elde edemezken, diğerleri o kadar çalışmadan her şeyi elde ediyormuş gibi görünür? Onlara “dokunduğu her şey altına dönüşüyor” deriz.
Başarılı olmuş insanların, başarılarını devam ettirdiklerini fark ettiniz mi? Ya da başarısız olan birinin başarısızlığını sürdürdüğünü fark ettiniz mi?
Bunun nedeni hedeflerdir. Bazılarımızın hedefleri vardır; bazılarımızın yoktur. Hedefleri olan insanlar başarılı olur çünkü nereye gittiklerini bilirler. Bu kadar basit.
Bir limandan ayrılan bir gemiyi düşünün. Bu geminin rotası ve seyahat planı tamamen belirlenmiş olsun. Kaptan ve mürettebat nereye gideceklerini, oraya ne kadar sürede varacaklarını tam olarak biliyorlar. Bu Gemi, 10.000’de 9.999 ihtimalle hedeflediği yere ulaşacaktır.
Şimdi, aynı gemiyi ele alalım ama bu kez bir kaptanı ya da mürettebatı olmadığını düşünelim. Hedefi yok, rotası yok, bir planı yok. Motorları çalıştırıp gitmesine izin veriyoruz. Ne olacak?
Büyük ihtimalle ya limanın dışına bile çıkamayacak ya da bir yerde karaya oturacak ve terk edilmiş bir halde kalacaktır. Çünkü ne bir hedefi ne de bir rehberi vardır.
İnsanlar da böyledir. Eğer bir hedefiniz yoksa, hayatınız bir karışıklık, endişe, korku ve kaygı içinde geçer. Hiçbir yere gitmezsiniz.
Bir satış elemanını düşünelim. Bugün dünyada bir satış elemanının geleceği kadar parlak bir gelecek yoktur.
Satış, dünyadaki en çok kazandıran meslektir – eğer ki bu konuda iyiysek ve nereye gittiğimizi biliyorsak. Her şirket, iyi satış elemanlarına ihtiyaç duyar ve bu kişileri ödüllendirir. Bu meslekte sınır yoktur. Ama iyi satış elemanlarını bulmak neden bu kadar zordur?
Bir zamanlar biri şöyle demişti: “İnsan ırkı, güçlü olanların kazanmasını engellemek için değil, zayıf olanların kaybetmesini engellemek için düzenlenmiştir.”
Bugünkü Amerikan ekonomisi, savaş zamanındaki bir konvoya benzetilebilir. Tüm ekonomi, en zayıf bağlantıyı korumak için yavaşlamıştır. Tıpkı konvoyun, en yavaş geminin hızına göre hareket etmek zorunda olması gibi.
Bu yüzden bugün geçinmek çok kolay.
Bir aileyi geçindirmek için olağanüstü bir zeka ya da yetenek gerekmez. Eğer ki aradığınız çan eğrisindeki çıtaysa, evet ona sahibiz. Ancak başarılı olmak isteyen insanın bu çıtayı ne kadar yükseltmek istediğine karar vermesi gerekiyor.
Şimdi dünyanın en tuhaf sırrına geri dönelim. Bugün size anlatmak istediğim hikaye şu: Hedefleri olan insanlar neden hayatta başarılı olur ve hedefleri olmayan insanlar neden başarısız olur?
Size hemen şimdi hayatınızı tamamen değiştirecek bir şey söylemek istiyorum.
Eğer ki ne dediğimi tamamen anlarsanız, bundan sonraki yaşamınız asla eskisi gibi olmayacak. İyi şans, adeta size çekilmiş gibi görünecek. İstediğiniz şeyler, bir şekilde sıraya girecek. Sorunlarınız, endişeleriniz, geçmişte sizi rahatsız eden o huzursuzluk hissi; hepsi tarihe karışacak.
Başarıya giden anahtarı ve başarısızlık anahtarı şudur: Biz, olduğumuzu düşündüğümüz şeye dönüşürüz.
Tekrar edeyim: Biz, olduğumuzu düşündüğümüz şeye dönüşürüz.
Tarih boyunca büyük düşünürler, öğretmenler, filozoflar ve peygamberler birçok konuda fikir ayrılığına düşmüşlerdir. Ancak tek bir konuda hepsi hemfikirdir:
Biz, düşündüğümüz şeydiriz.
Marcus Aurelius, büyük stoacı Roma imparatoru , şöyle demiştir:
“Bir insanın yaşamı, düşüncelerinin şekillendirdiği şeydir.”
Benjamin Disraeli ise şu sözleri söylemiştir:
“Her şey, bir insanın sabırla bekleyebilmesiyle mümkündür. Uzun meditasyonlar sonunda, bir insanın belirlenmiş bir amacı varsa, bunu gerçekleştireceğine ve hiçbir şeyin, hatta varoluşunu bile feda etse, buna direnemeyeceğine ikna oldum.”
Ralph Waldo Emerson der ki:
“Bir insan, tüm gün düşündüğü şeydir.”
William James şöyle ifade eder:
“Benim neslimin en büyük keşfi, insanın yaşamını, düşüncelerinin tavrını değiştirerek değiştirebilmesidir.”
James ekliyor, ”Söz konusu şey gerçekmiş gibi soğukkanlılıkla hareket etmemiz gerekiyor ve hayatımızla öyle bir bağlantıya dönüşerek şaşmaz bir şekilde gerçekliğe dönüşecek. Alışkanlık ve duyguyla o kadar örülmüş olacak ki, ona olan ilgimiz inancı karakterize eden şey olacak.”
Ve İncil’de, Markos 9:23’te şöyle yazar: “Eğer inanırsan, her şey mümkündür.”
Dr. Norman Vincent Peale bu büyük yasayı şu şekilde tanımlar:
“Bu evrendeki en büyük yasalardan biridir. Keşke bunu çok daha genç yaşta öğrenmiş olsaydım. Hayatımın ilerleyen dönemlerinde fark ettim ve benim için en büyük keşiflerden biri oldu.”
Bu yasa, basitçe ifade edildiğinde şudur:
Negatif terimlerle düşünürseniz, negatif sonuçlar alırsınız. Pozitif terimlerle düşünürseniz, pozitif sonuçlar alırsınız.
Olağanüstü bir refah ve başarı yasasının temelinde yatan basit gerçek işte budur.
Shakespeare bunu şöyle ifade etmiştir:
“Kuşkularımız bizi sık sık, başarıya ulaşabileceğimiz şeylerden mahrum bırakır.”
George Bernard Shaw ise şunu söyler:
“İnsanlar her zaman içinde bulundukları koşulları suçlar. Ben koşullara inanmam. Bu dünyada başarılı olan insanlar, aradıkları koşulları bulmaya çalışır ve bulamazlarsa, onları yaratırlar.”
Bu oldukça açıktır, değil mi?
Her kim ki bu gerçeği fark eder, bunu keşfeden herkes bir süreliğine bunu ilk çözenin kendisi olduğuna inandı. Basit gerçek:
“Biz, düşündüğümüz şeye dönüşürüz.”
Somut ve değerli bir hedef düşünen bir insanın bu hedefe ulaşacağını biliyoruz. Çünkü bu onun düşündüğü şeydir. Ve biz, düşündüğümüz şeye dönüşürüz.
Buna karşılık, hedefi olmayan bir insan, nereye gittiğini bilmez. Düşünceleri, kargaşa, endişe, korku ve kaygıyla doludur. Ve hayatı da, tıpkı düşünceleri gibi, bir hayal kırıklığı, korku ve endişe içinde geçer.
Hiçbir şey düşünmeyen bir insan ise hiçbir şeye dönüşmez.
Bunu anlamak için bir çiftçi metaforunu kullanalım. Bir çiftçinin elinde bir tarla olduğunu düşünün. Çiftçinin bir seçim yapması gerekiyor. Çiftçi, bu tarlaya istediği şeyi ekebilir. Tarla, ne ekileceğini umursamaz. Bu tamamen çiftçinin kararına bağlıdır.
Şimdi, çiftçinin elinde iki tohum olduğunu varsayalım: biri mısır tohumu, diğeri ise ölümcül bir zehir olan zehirli ot tohumu. Çiftçi bu iki tohumu toprağa eker, üzerini kapatır ve sulayarak bakım yapar.
Ne olur? Tarla, ekilen her iki tohumu da geri verecektir. Tarla için mısır ile zehirli ot arasında bir fark yoktur. Ne ekerseniz, onu biçersiniz.
İnsan zihni, tarladan çok daha verimli, inanılmaz ve gizemlidir. Ama o da aynı şekilde çalışır. Zihnimize ne ekersek, onu biçeriz. Başarı ya da başarısızlık; somut, değerli bir hedef ya da karışıklık, kaygı ve korku.
Peki, bu kadar güçlü bir zihin varken insanlar neden bunu yeterince kullanmıyor?
Bunun cevabı oldukça basit: Zihnimiz bize doğuştan, ücretsiz olarak verilmiştir. Ve genellikle bedavaya sahip olduğumuz şeylere fazla değer vermeyiz. Buna karşın, para ödediğimiz şeylere değer veririz. Ama bu durum aslında bir paradokstur. Çünkü hayattaki en değerli şeyler – zihnimiz, ruhumuz, bedenimiz, hayallerimiz, arzularımız, zekamız ve sevdiklerimiz – bize bedelsiz verilmiştir.
Buna karşılık, para ile satın aldığımız şeyler aslında oldukça ucuzdur ve kolayca yenilenebilir. İyi bir insan tüm varlığını kaybetse bile, yeniden bir servet yaratabilir. Evimiz yansa bile, yeniden inşa edebiliriz. Ancak doğuştan gelen ve bedelsiz sahip olduğumuz şeyler, asla yerine konulamaz.
Kimi bilim insanları insanların beyinlerinin yalnız %10’unu kullandığını söylüuor.
Şimdi hayatınızdaki en önemli kararı vermelisiniz: Ne istiyorsunuz?
Hedefinizi zihninize ekin. Bu, hayatınız boyunca vereceğiniz en kritik karar olacaktır.
Başarılı bir satış elemanı mı olmak istiyorsunuz? İşinizde daha iyi bir çalışan mı olmak istiyorsunuz? Toplumda bir yer edinmek ya da şirketinizde yükselmek mi? Daha çok para kazanmak mı istiyorsunuz?
Yapmanız gereken tek şey, bu tohumu zihninize ekmek, ona özen göstermek ve hedefinize doğru istikrarlı bir şekilde çalışmaktır. Bu hedef er ya da geç gerçek olacak, başka bir ihtimal olmayacak.
Bu yasa, tıpkı yerçekimi yasası gibi değiştirilemezdir. Eğer bir binanın tepesinden atlarsanız, her zaman aşağı düşersiniz – asla yukarı değil. Doğanın diğer yasaları gibi bu yasa da her zaman işler.
Hedefinizi rahat ve olumlu bir şekilde düşünün. Kendinizi zihninizde bu hedefe zaten ulaşmış biri olarak hayal edin. Hedefinize ulaştığınızda yapacağınız şeyleri yaparken kendinizi hayal edin. Çağımıza Fenobarbital Çağı adı verildi; tıbbi araştırmaların bizi sağlık ve uzun ömürlülük konusunda yeni bir seviyeye çıkardığı, ülserlerin, sinir krizlerinin ve sakinleştiricilerin çağı, pek çoğumuzun bu durumla başa çıkmaya çalışırken erken mezara gitme endişesi taşıdığı bir dönemde. Her şeyi bizim için halledecek birkaç büyük yasayı öğrenmeden, kendi küçük kişisel yöntemlerimizle her şeyi halletmeye çalışıyoruz. Bunları alışılagelmiş düşünce tarzımız aracılığıyla kendimize getiriyoruz. Her birimiz kendi düşüncelerinin toplamıyız. O, kabul etse de etmese de, tam olarak olmak istediği yer olduğu için buradadır.
Her birimiz gelecekte düşüncelerinin meyveleriyle yaşamalıyız, çünkü bugün ve yarın – gelecek ay ve gelecek yıl – düşündükleriniz hayatınızı şekillendirecek ve geleceğinizi belirleyecektir. Zihniniz tarafından yönlendiriliyorsunuz.
Bir keresinde Arizona’nın doğusunda araba sürüyordum. Yolda, devasa bir hafriyat makinesinin yaklaşık saatte 35 mil hızla ilerlediğini gördüm. Makine, 30 ton kadar toprağı taşıyor gibi görünüyordu – muazzam, inanılmaz bir makineydi. Ve bu devasa makinenin en tepesinde, ellerinde direksiyonla oturan küçük bir adam vardı; onu yönlendiriyordu.
Yol boyunca ilerlerken, bu makinenin insan zihniyle olan benzerliği beni etkiledi. Bir düşünün, böylesine büyük bir enerji kaynağının kontrol koltuğunda oturuyorsunuz. Ellerinizi kavuşturup, onu kendi haline bırakıp bir çukura sürüklenmesine mi izin vereceksiniz?
Yoksa direksiyonu sıkıca kavrayıp, bu gücü belirli, anlamlı bir amaç doğrultusunda mı yönlendireceksiniz? Bu tamamen sizin elinizde. Siz, direksiyonun başındasınız.
Görüyorsunuz, bizi başarıya götüren yasa iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Düşüncelerimizi kontrol etmek zorundayız. Aynı yasa, bir insanı başarıya, zenginliğe, mutluluğa ve ailesiyle birlikte hayalini kurduğu her şeye götürürken; ama aynı yasa, o insanı uçuruma da sürükleyebilir. Bu tamamen onu nasıl kullandığımızla ilgilidir: İyiye mi yoksa kötüye mi?
İşte bu, dünyanın en tuhaf sırrıdır. Peki neden buna “tuhaf” diyorum? Ve neden buna “sır” diyorum?
Aslında bu hiç de bir sır değil. Bu, tarihin en eski bilge insanlar tarafından ortaya konmuştur ve İncil’de tekrar tekrar karşımıza çıkar. Ama çok az insan bunu öğrenmiş, anlamış ve uygulamıştır. Bu yüzden tuhaf ve bu yüzden, bir o kadar tuhaf şekilde, hala bir sır gibi kalmaktadır.
Şuna inanıyorum: Kasabanızın ana caddesine çıkıp insanlara sırayla “Başarının sırrı nedir?” diye sorsanız, bir ay boyunca dolaşsanız bile size bu sorunun cevabını verebilecek bir kişiyle karşılaşma ihtimaliniz çok düşük olur.
Bu bilgi, eğer gerçekten anlarsak ve uygularsak, bizim için son derece değerlidir. Bu sadece kendi hayatımız için değil; etrafımızdaki insanların, ailemizin, çalışanlarımızın, iş arkadaşlarımızın ve dostlarımızın hayatları için de önemlidir.
Hayat, heyecan verici bir macera olmalıdır. Asla sıkıcı olmamalıdır. Bir insan dolu dolu yaşamalı, canlı olmalı. Sabah yataktan kalktığına mutlu olmalı. Çünkü sevdiği bir işi yapıyor ve bunu iyi bir şekilde yapıyordur.
Bir keresinde, Toledo Daily Blade gazetesinin baş editörü Grove Patterson’ın bir konuşmasını dinlemiştim. Konuşmasını bitirirken söylediği bir şeyi asla unutmadım:
“Gazetecilikte geçirdiğim yıllar bana birkaç şeyi öğretti. Bunlardan biri, insanların temelde iyi olduğudur. Ve bir yerden geldik, bir yere gidiyoruz. Bu yüzden burada geçirdiğimiz zamanı heyecan verici bir maceraya dönüştürmeliyiz. Evrenin mimarı, bir yere çıkmayan bir merdiven inşa etmedi. Ve tüm zamanların en büyük öğretmeni Filistin’nin ovalarından çıkmış Marangoz İsa siz nasıl inanırsanız öyle olacaktır diyerek, bu sırrı bize defalarca söyledi.
Dünyanın en tuhaf sırrını ve nasıl çalıştığını anlattım. Şimdi bu bölümde, sırrı pratik bir teste tabi tutarak, kendi hayatınızda mümkün olan muazzam getirileri kendinize nasıl kanıtlayabileceğinizi açıklamak istiyorum.
Şimdi size bir teklifim var: Hayatınızı değiştirmek için 30 günlük bir test yapın.
Bu test kolay olmayacak, ancak denerseniz hayatınızı tamamen daha iyi hale getirebilir.
17. yüzyılda İngiliz matematikçi ve doğa filozofu Sir Isaac Newton, bize fiziğin doğa yasalarını sundu. Bu yasalar, evrendeki cisimlerin hareketleri kadar insanlar için de geçerlidir. Bu yasalardan biri şudur: “Her etki, eşit ve zıt bir tepki yaratır.”
Bu yasa, sizin ve benim için basitçe ifade edilirse, hiçbir şeyin bedelini ödemeden elde edilemeyeceği anlamına gelir. 30 günlük denemenizin sonuçları, gösterdiğiniz çabanın doğrudan bir yansıması olacaktır.
Bir doktor olmak istiyorsanız, uzun ve zorlu yıllar boyunca çalışmanın bedelini ödemelisiniz. Satışta başarılı olmak için de aynı şey geçerlidir. Unutmayın ki hepimiz, fikirlerimizi ailemize, eğitimi okullara, iyi ve dürüst bir hayatın avantajlarını çocuklarımıza, sıra dışı bireyler olmanın önemini iş arkadaşlarımıza ve çalışanlarımıza “satmak” konusunda başarılı olduğumuz ölçüde başarılıyız. Ve tabii ki, doğrudan satış mesleğinde başarılı olmak için de bu gereklidir.
Ama iyi bir hayat için satışta başarılı olmak istiyorsak, bunun bedelini ödemeye istekli olmalıyız. Peki, bu bedel nedir?
Bu birçok şeyi kapsar.
- Öncelikle, hem duygusal hem de entelektüel olarak anlamamız gereken şey şudur: Düşündüğümüz şeye dönüşürüz. Eğer hayatımızı kontrol etmek istiyorsak, düşüncelerimizi kontrol etmeliyiz. “Ne ekersen, onu biçersin” sözünü tamamen kavramalıyız.
- İkinci olarak, zihnimizi sınırlayan tüm bağları kesip, onun ilahi olarak tasarlandığı gibi yükselmesine izin vermeliyiz. Sınırlamalarımızın aslında kendi kendimize dayattığımız şeyler olduğunu ve bugün elimizdeki fırsatların inanılmaz derecede büyük olduğunu fark etmeliyiz. Dar görüşlü küçük düşüncelerin ve önyargıların ötesine geçmeliyiz.
- Üçüncü olarak, cesaretimizi kullanarak kendimizi pozitif düşünmeye zorlamalıyız. Kendimiz için net ve kesin bir hedef belirlemeliyiz. Muhteşem zihnimizin bu hedefi her açıdan düşünmesine izin vermeliyiz.
Hayal gücümüzü serbest bırakıp, farklı olası çözümleri keşfetmesine izin vermeliyiz. Hedefimizi gerçekleştirme yolunda hiçbir koşulun bizi yenemeyeceğine inanmayı reddetmeliyiz.
Yolumuz netleştiğinde hızlı ve kararlı bir şekilde harekete geçmeliyiz ve sürekli olarak şunun farkında olmalıyız: Şu anda Russell Conwell’in dediği gibi “Kendi Elmas Tarlalarınızın” tam ortasında duruyorsunuz.
- Dördüncü olarak, kazandığınız her doların en az %10’unu biriktirin. Bu, mevcut işiniz ne olursa olsun, eğer bedelini ödemeye istekliyseniz, büyük olasılıklar taşıdığını hatırlamakla da ilgilidir.
Şimdi, bu harika hayatı elde etmek için ödememiz gereken bedelin önemli noktalarını bir kez daha gözden geçirelim. Bu hayat kesinlikle her bedeli ödemeye değer:
- Düşündüğünüz şeye dönüşeceksiniz.
- Hayal gücünüzü kullanın ve zihninizin uçmasına izin verin.
- Cesaret – Her gün hedefinize odaklanın.
- Kazancınızın %10’unu biriktirin.
- Eylem – Fikirler, harekete geçmeden hiçbir şey ifade etmez.
Şimdi sizden 30 günlük bir test yapmanızı istiyorum. Bu testi yapmakla kaybedecek hiçbir şeyiniz yok ve kazanabileceğiniz her şeye sahipsiniz.
30 Günlük Testiniz
Herkes için söylenebilecek iki şey vardır:
- Hepimiz bir şeyler isteriz.
- Hepimiz bir şeylerden korkarız.
Bir kartın üzerine, her şeyden çok gerçekleşmesini istediğiniz şeyi yazmanızı istiyorum. Belki daha fazla para istiyorsunuz. Belki gelirinizin iki katına çıkmasını ya da belirli bir miktar para kazanmayı arzuluyorsunuz. Belki de güzel bir ev, işinizde başarı ya da hayatta belirli bir pozisyon istiyorsunuz. Daha uyumlu bir aile hayatı da olabilir. Hepimizin bir şeyler istediği kesin.
Kartınıza tam olarak ne istediğinizi yazın. Bu tek bir hedef olsun ve net bir şekilde tanımlanmış olsun. Kimseye göstermeniz gerekmiyor, ancak bu kartı yanınızda taşıyın ki gün içinde birkaç kez ona bakabilesiniz.
Her sabah uyandığınızda, ona neşeli, rahat ve pozitif bir şekilde bakın. Bu, sizi çalışmaya motive edecek bir şey, yataktan kalkmanız için bir neden, yaşamınız için bir anlam olacaktır. Gün içinde fırsat buldukça ve yatmadan hemen önce bu karta bakın.
Ona baktığınızda, şunu hatırlayın: Düşündüğünüz şeye dönüşürsünüz ve hedefinizi düşündüğünüz için, kısa sürede ona sahip olacağınızı fark edersiniz.
Aslında, onu yazıp üzerinde düşünmeye başladığınız anda, o hedefiniz zaten sizin olur. Günlük işlerinizi yaparken etrafınızdaki bolluğa bir bakın. Bu bolluğa, diğer tüm canlılar kadar sizin de hakkınız var. Sadece istemeniz yeterli.
Şimdi zor kısma geldik. Zor çünkü bu, muhtemelen yepyeni bir alışkanlık oluşturmayı gerektiriyor. Yeni alışkanlıklar kolayca oluşmaz. Ancak bir kez oluştuğunda, hayatınızın geri kalanında sizi takip eder.
Korktuğunuz şeyleri düşünmeyi bırakın. Korkutucu ya da olumsuz bir düşünce zihninize her geldiğinde, onu pozitif ve değerli hedefinizin zihinsel bir resmiyle değiştirin.
Bazen pes etmek isteyeceğiniz anlar olacak. İnsanlar için pozitif yerine negatif düşünmek daha kolaydır. İşte bu yüzden sadece %5 başarılı olur! Şimdi kendinizi bu gruba dahil etmeye başlamalısınız.
30 gün boyunca zihninizi kontrol altına almalısınız. Zihniniz sadece ona ne düşünmesini izin verirseniz, onu düşünecektir. Bu 30 günlük test süresince her gün yapmanız gerekenden daha fazlasını yapın.
Neşeli ve pozitif bir bakış açısını korumanın yanı sıra, kendinize daha önce hiç yapmadığınız kadar çok şey verin. Hayatta alacağınız geri dönüşlerin, verdiğiniz şeylerin doğrudan bir yansıması olduğunu bilerek bunu yapın.
Bir hedefe doğru çalışmaya karar verdiğiniz anda, otomatik olarak başarılı bir insan olursunuz. O an, nereye gittiğini bilen o nadir ve başarılı insanlar kategorisine dahil olursunuz. 100 kişi içinden en üstteki 5 kişiden biri olursunuz.
Hedefinize nasıl ulaşacağınızı fazla dert etmeyin. Bunu tamamen sizden daha büyük bir güce bırakın. Tek yapmanız gereken nereye gittiğinizi bilmektir. Cevaplar kendiliğinden size gelecektir.
Hz. İsa’nın vaazlarından şu sözleri hatırlayın ve bunları iyi hatırlayın. Bu testin 30 günü boyunca sürekli göz önünde bulundurun:
“Dileyin, size verilecektir. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır; arayan bulur; kapı çalana açılır.”
Bu kadar harika ve basit. Aslında o kadar basit ki, bu karmaşık dünyada bir yetişkinin tüm ihtiyacının bir amaç ve inanç olduğunu anlaması zor.
Bu 30 gün boyunca elinizden gelenin en iyisini yapın.
Eğer bir satıcıysanız, işe daha önce hiç yapmadığınız bir şekilde odaklanın, ancak bunu telaş içinde değil, zamanı iyi değerlendirmenin size hak ettiğiniz ve istediğiniz bolluğu getireceğinden emin, sakin ve neşeli bir yaklaşımla yapın. Eğer bir ev hanımıysanız, 30 günlük testinizi tamamen kendinizi vermeye adayın, hiçbir şey beklemeden yapın ve bunun hayatınızda yarattığı fark karşısında hayrete düşeceksiniz. Ne iş yapıyor olursanız olun, 30 gün boyunca daha önce hiç yapmadığınız bir şekilde çalışın. Hedefinizi her gün göz önünde bulundurursanız, bulduğunuz bu yeni yaşam karşısında hayrete düşeceksiniz.
Dorothea Brande, seçkin bir editör ve yazar, bunu kendisi keşfetti ve “Wake up and Live” (Uyan ve Yaşa) adlı harika kitabında bundan bahsetti. Onun tüm felsefesi şu sözlere indirgenebilir: “Başarısızlık söz konusu değilmiş gibi davran.” Kendi testini samimiyet ve inançla yaptı ve tüm hayatı ezici bir başarıya dönüştü.
Şimdi, siz de 30 gün boyunca kendi testinizi yapın. Bu teste başlamadan önce, buna bağlı kalmaya kararlı olduğunuzdan emin olun. İnatçı bir şekilde, inanç gösterdiğinizi fark edeceksiniz. İnatçılık, aslında inancın bir diğer adıdır. Eğer inancınız olmasaydı, asla sebat etmezdiniz.
Eğer ilk 30 gün içinde başarısız olursanız – yani bir anda kendinizi olumsuz düşüncelerin altında bulursanız – o noktadan tekrar başlayıp 30 gün daha devam etmelisiniz.
Zamanla, yeni alışkanlığınız şekillenecek ve kendinizi, neredeyse hiçbir şeyin imkansız olmadığı o harika azınlığın içinde bulacaksınız. Ve kartı asla unutmayın. Bu yeni yaşam tarzına başlarken bu hazırlayacağınız kart hayati derecede önemlidir.
Kartın bir tarafına hedefinizi yazın, ne olursa olsun. Kartın tarafına ise Vaazcı Hz. İsa‘dan alıntıladığımız şu sözleri yazın:
“Dileyin, size verilecektir. Arayın, bulacaksınız. Kapıyı çalın, size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır; arayan bulur; kapıyı çalana açılır.”
Test süreniz boyunca, boş zamanlarınızda size yardımcı olacak kitaplar okuyun. İncil, Dorothea Brande’nin “Wake up and Live” adlı kitabı, Claude Bristol’un “İnancın Büyüsü” kitabı, Napoleon Hill’in “Düşün ve Zengin Ol” kitabı ve sizi eğiten ve ilham veren diğer kitaplar gibi.
İlham olmadan hiçbir büyük şey başarılamaz. Bu kritik ilk 30 gün boyunca ilham seviyenizin zirvede kalmasını sağlayın.
Her şeyden önce … endişelenmeyin! Endişe, korkuyu getirir ve korku felç edicidir. Testiniz sırasında sizi endişelendirebilecek tek şey, her şeyi kendi başınıza yapmaya çalışmanızdır. Bilin ki yapmanız gereken tek şey, hedefinizi göz önünde tutmaktır; gerisi kendiliğinden hallolacaktır.
Ayrıca sakin ve neşeli kalmayı unutmayın, küçük şeylerin sizi rahatsız etmesine ve yolunuzdan sapmanıza izin vermeyin.
Bu testi yapmak zor olduğu için, bazıları “Peki neden zahmet edeyim?” diyebilir. Ama alternatife bir bakın. Kimse başarısız olmak istemez. Kimse gerçekten sıradan bir birey olmak istemez. Kimse sürekli endişe, korku ve hayal kırıklıklarıyla dolu bir yaşam istemez. Bu yüzden, ne ekerseniz onu biçeceğinizi unutmayın. Olumsuz düşünceler ekiyorsanız, hayatınız olumsuz şeylerle dolacaktır. Pozitif düşünceler ekiyorsanız, hayatınız neşeli, başarılı ve pozitif olacaktır.
Zamanla, bu kayıttan duyduklarınızı unutma eğiliminde olacaksınız. Bunu sık sık dinleyin. Yeni alışkanlığınızı oluşturmak için ne yapmanız gerektiğini kendinize sürekli hatırlatın.
Bütün ailenizi düzenli aralıklarla bir araya toplayın ve burada söylenenleri dinleyin. İnsanların çoğu size para kazanmak istediklerini söyler, ancak yasayı anlamazlar. Darphanede çalışmıyorsanız para yapan insan değilsinizdir. Geri kalanlarımız parayı hak etmelidir. Bu, hiçbir şey vermeden bir şey arayan ya da kolay bir yol arayanların hayatta neden başarısız olduğunu açıklar.
Para kazanmanın tek yolu, insanlara ihtiyaç duydukları ve faydalı olan ürünler veya hizmetler sunmaktır. Zamanımızı, ürünümüzü ya da hizmetimizi diğer insanların parasıyla değiştiririz. Bu nedenle yasa şudur: Maddi kazancımız, sunduğumuz hizmetle doğru orantılıdır.
Ve başarı, para kazanmanın bir sonucu değildir. Para kazanmak, başarının bir sonucudur ve başarı, sunduğumuz hizmetle doğru orantılıdır. Çoğu insan bu yasayı ters anlar. Çok para kazanırsanız başarılı olduğunuzu düşünürler. Gerçek şu ki, ancak başarılı olduktan sonra para kazanabilirsiniz.
Bu, sobanın önünde oturup ona “Bana sıcaklık ver, sonra odun ekleyeceğim” diyen adamın hikayesine benzer. Hayata aynı şekilde yaklaşan kaç erkek ve kadın tanıyorsunuz, ya da bugün böyle yaklaşanların sayısını tahmin edebilir misiniz? Milyonlarca insan var.
Sıcaklık beklemeden önce odunu koymamız gerekir. Aynı şekilde, parayı beklemeden önce hizmet sunmamız gerekir. Parayla ilgilenmeyin. Hizmet edin: inşa edin, çalışın, hayal edin, yaratın! Bunu yapın ve size gelecek refah ve bolluğun bir sınırı olmadığını göreceksiniz.
Refah, karşılıklı değişim yasasına dayanır. Refaha katkıda bulunan herkes, sonunda kendisi de refaha ulaşmalıdır. Bazen getiri, hizmet ettiğiniz kişilerden gelmez, ancak mutlaka bir yerden size ulaşır. Çünkü yasa budur. Her eylem için, eşit ve zıt bir tepki vardır.
30 günlük test süreniz boyunca, başarılarınızın her zaman sunduğunuz hizmetin kalitesi ve miktarı ile ölçüleceğini unutmayın ve para, bu hizmeti ölçmek için bir ölçüdür. Hiçbir insan, başkalarını zenginleştirmeden kendisi zengin olamaz. Bu yasanın istisnası yoktur.
Amerika’daki herhangi bir cadde boyunca araba sürüp, arabanızdan orada yaşayan insanların sunduğu hizmeti tahmin edebilirsiniz. Daha önce bu ölçütü hiç düşündünüz mü? İlginçtir. Rahipler, papazlar ve diğer adanmış insanlar gibi bazıları kazançlarını manevi alanda ölçer, ancak yine de kazançları sundukları hizmete eşittir.
Sonuç
Bu yasa tamamen anlaşıldığında, düşünebilen herhangi bir kişi kendi kaderini tahmin edebilir. Daha fazlasını istiyorsa, bu getiriyi sağlayanlara daha fazla hizmet etmelidir. Daha azını istiyorsa, sadece hizmetini azaltması yeterlidir. Bu, istediğiniz şeyi elde etmek için ödemeniz gereken bedeldir. Başkalarını kandırarak kendinizi zenginleştirebileceğinizi düşünme hatasına düşerseniz, sadece kendinizi kandırırsınız. Bu biraz zaman alabilir, ancak tıpkı nefes alıp verdiğiniz gibi, ne verirseniz onu alırsınız.
Bu durumu önleyebileceğinizi asla düşünmeyin. Bu imkansızdır. Hapishaneler ve berduşların dolaştığı sokaklar, kural tanımaz insanlarla doludur. Bir süreliğine insanların yasalarından kaçabilirsiniz, ancak daha büyük yasalar vardır ve bunlar bozulamaz.
Yakın zamanda seçkin bir tıp doktoru, başarıyı gerçekleştirmenize yardımcı olacak altı adımı belirtti:
Başarıyı Gerçekleştirmenize Yardımcı Olacak Altı Adım
- Kendinize net bir hedef belirleyin.
- Kendinizi eleştirmeyi bırakın.
- Başarısız olacağınız nedenleri düşünmeyi bırakın ve başarılı olacağınız nedenleri düşünmeye başlayın.
- Tutumlarınızı çocukluğunuza kadar izleyin ve neden başarılı olamayacağınız fikrini ilk nerede edindiğinizi keşfetmeye çalışın.
- Olmak istediğiniz kişinin bir tasvirini yazarak kendinizle ilgili imajınızı değiştirin.
Karar verdiğiniz başarılı kişi gibi davranın.
Bu sözleri yazan doktor, Batı Yakası’nın ünlü bir psikiyatristi, Dr. David Harold Fink. Kaydedilmiş tarihin şafağından beri tüm uzmanların size yapmanız gerektiğini söylediği şeyi yapın: Olmak istediğiniz kişi olarak bedeli ödeyin. Başarısız bir şekilde yaşamak kadar zor değildir.
30 günlük testinizi yapın, ardından tekrar edin … sonra tekrar edin. Her seferinde bu daha çok bir parçanız haline gelecek ve bu yeni yaşam tarzı olmadan nasıl bugüne kadar yaşamış olduğunuzu sorgulayacaksınız. Bu yeni yolu yaşayın, bolluk kapıları açılacak ve hayal ettiğinizden daha fazla zenginliği üzerinize akıtacak. Para? Evet, çok fazla. Ama daha da önemlisi huzura kavuşacaksınız. Sakin, neşeli ve başarılı hayatlar süren o harika azınlık içinde olacaksınız. Bugün başlayın. Kaybedecek bir şeyiniz yok ama kazanacağınız bir hayatınız var. Ben Earl Nightingale ve teşekkür ederim.
Başarı konusu hakkında daha fazla içerik incelemek isteyen kişiler için aynı konudaki başka yazıma buradan ulaşabilirsiniz.